Tartışıyoruz 6. Bölüm

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Uzun bir aradan sonra, Mızağe sayfalarında tekrar karşınızdayız. Ara uzun olunca konuşulacak konular da oldukça arttı hâliyle. Süreç de hızla akıyor, bu sayıda birçok konuyu konuşmamız  gerekecek.  Yerel  seçimlerin  Çerkeslere  yansımasını konuşacağız, 21 Mayıs merkezli tartışmaları gündem edeceğiz, kısa da olsa Kaffed seçimlerine değinip son olarak da halen süren bir mesele olarak Martin Koçesoko’nun yaşadıklarını ve neler yapılması gerektiğini tartışmayı hedefliyoruz.

Bir türlü bitemeyen yerel seçimleri konuşarak başlayalım isterseniz. Aslında bir önceki sayıda bu konuyu konuşmuştuk. Onun  için  sonrasında  gelişen  olayları  değerlendirelim  istiyorum. Özellikle adayların Çerkesler ile buluşmaları çokça eleştirildi ve tartışıldı diasporada. Sizin parti olarak adayınız da var bu seçimlerde. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz, özellikle İstanbul seçimlerinde Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’nun Çerkeslere ilgisini Raşit Bey.

RAŞİT YAVAŞ: Bu ilginin bence en büyük sebebi, Çoğulcu Demokrasi Partisi’nin bütün riskleri göğüsleyerek  seçimlere  kendi  adayıyla  girmiş  olmasıdır.  İptal  edilen  İstanbul  seçimlerinde,  aldığı oydan  bağımsız  olarak  oluşturduğu  rüzgâr  ile  Doğan  Duman’ın adaylığıdır Çerkeslere yönelen ilginin kaynağı. Dikkat ederseniz seçimler iptal edildikten sonra, yani Çerkesler ÇDP öncülüğünde kendilerini görünür kıldıktan sonra ziyaretler ve vaatler artmıştır Çerkeslere yönelik. Bu da aslında olayı açık bir şekilde göstermektedir.

MURAT ÖZHAN: Öyle demek haksızlık olur bence Raşit Bey. Malum,  Ekrem  İmamoğlu  Beylikdüzü  Belediye  Başkanlığından  itibaren  Çerkeslere oldukça yakın duran bir isim. Birçok konuda yanlarında  olmuş  ve  belediye  başkanıyken  de ciddi  destekler  vermiştir  Çerkes  kurumlarına.  Ben  bu  ilgiyi daha çok İstanbul seçimlerinin ülke için çok kritik bir noktaya gelmesinin tezahürü olarak görüyorum. Seçim öyle bıçak sırtı ki adaylar herkesin kapısını çalıyorlar. Bu esnada Çerkeslerle de görüşüyorlar hâliyle. Burada önemli olan, Çerkeslerin bu ziyaretlerden nasıl fayda sağlayacağıdır bence.

RAŞİT YAVAŞ: Sizin   için   ÇDP’nin   ve   Doğan   Duman’ın adaylığının hiçbir etkisi yok yani bu süreçte?

MURAT ÖZHAN: Tali bir etkisi vardır diyorum, sizin kadar abartmıyorum, o kadar. Bir de Doğan Bey için bu seçimde niye kampanya yapılmıyor, onu da merak ediyorum açıkçası.

NEJAT BAYKUŞ: Sanırım, yani aldığım duyumlara göre yapılıyor  ama  ülke  gündeminde  de  Çerkeslerin gündeminde de yer bulunamıyor Murat Bey. Bir de tabii ÇDP’nin imkânlarını abartmamak lazım. Sonuçta bu kadar yakın zamanda gerçekleştirilen iki seçim için kampanya yapmak, ÇDP’nin boyunu ekonomik ve sosyal olarak aşmış olabilir.

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Sen ne dersin bu konuda Sinef?

SİNEF KAYAN: Yerel seçimleri ve bunun Çerkeslere etkisini konuşacaksak  Ankara’da  Kaffed  eski  Başkanı Yaşar Aslankaya’nın AKP’den belediye meclis üyesi adayı olmasını da konuşmalıyız. Çünkü Çerkesler ve Kaffed için oldukça acınası durumlar yaşandı biliyorsunuz o dönemde. Kaffed Başkanı Yaşar  Aslankaya’nın  AKP’den,  hem  de  AKP’nin  en  antidemokratik döneminde, üstelik Belediye Meclis Üyeliği gibi ucuz ve rant odaklı bir yerden aday olması, kanaatimce Kaffed’in düştüğü aczin göstergesidir. Yıllarca Çerkesler içerisinde seküler kesimin sesi olarak bilinen, herkese AKP’ci, AKP tarafından kurduruldu vs. yaftaları yapıştıran bir kliğin düştüğü hâle bakmak lazım. Eğer Kaffed’in üç sene öncesine kadar diğer kurumlara yönelik söylemlerini ciddiye alacak olursak, “Şu anda Kaffed AKP’nin arka bahçesidir,” demeliyiz. Bunu böyle olduğu için söylemiyorum. Aradaki çelişkiye, acze ve kurumsallıktan  nasıl  uzak  olunduğuna  dikkat  çekmek  için söylüyorum. Hadi  Yaşar  Bey  aday  oldu.  Dernek  ekiplerini parti  çalışmalarına  götürmek,  dernekte  Özhaseki’ye  parti merkezindeymiş gibi etkinlik yaptırmak nedir. Yıllardır eleştir- diğim Kaffed’e ve AÇD’ye bile yakışmadı bu durum ve tarih- lerine “altın” harflerle yazdırdılar bunu. Kimse unutmayacak ve yazacak bu pespayeliği. Yıllarca kişisel çıkar için dernek yöneticiliğinin kullanılması falan deniyordu ya hani, işte bu yaşanan onun tuvale çizilmiş resmidir

MURAT ÖZHAN Neden bu kadar agresifsin ki Sinef. Sonuçta Yaşar Bey kişisel bir karar vermiş, istifa etmiş ve aday olmuş. Demek ki Çerkeslere daha iyi hizmet edeceğini düşünüyor.

SİNEF KAYAN: Pes  diyorum  ve  susuyorum  Murat  Bey  size. Sadece bir şeye değinip bu konuyu kapata- cağım. Mızağe’nin ilk sayısında sarf ettiğim “Gongo” kavramı üzerinden dergimizi yerden yere vuranlara karşı Yaşar Aslankaya’nın attığı bu adım ne demek istediğimin kanıtı olmuştur. Kendisine teşekkür borçluyum aslında. Yerel seçimler ile ilgili, Ankara’da yaşananlar dahi uzun bir tartışmayı gerektiriyor aslında ama yerel seçim ve İstanbul ile ilgili sözümü söyleyip kesmem gerekiyor  sanırım.  Mümtaz  Şahsiyet’in  yüzü  asılmaya  başladı çünkü.

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Anlayışın için teşekkürler Sinef

SİNEF KAYAN: Yerel  seçimlerden  daha  önemli  gördüğüm ülke gerçeklerini ve demokrasi krizinin geldiği  noktayı  konuşmamız  gerekiyor  aslında ama  maalesef  böyle  bi  ortam  yok  burada. Bazen kasaba kahvesinde siyaset konuşuyormuş gibi hissediyorum kendimi zaten. İstanbul seçimleriyle ve Çerkeslerin tavrıyla ilgili de şunları söyleyeyim detaya girmeden. İlkelerden azade, ahlaki refleksleri rafa kaldırmış bir ortam hâkim ülkeye ve İstanbul’a. Çerkesler de bunun göbeğinde maalesef. Bakıyorsunuz ÇDP’ye destek vermeyen Çerkesleri neredeyse hain ilan edecek militan partili, Binali Yıldırım ile gülücükler  saçan  pozlar  verebiliyor.  Ya  da  Süleyman  Soylu gibi bir bakamayan ile fotoğraf çektirmek için birbirini ezen Çerkesler dolaşıyor ortalıkta veya koca kurum aleni Ekrem İmamoğlu  propagandası  yapıyor  falan.  Nasıl  konuşacağız bu  konuda  Çerkeslerin  siyasetini.  Doğru  kavram  belki  de Çerkeslerin siyasi paçozluğu olmalı, bilemiyorum.

NEJAT BAYKUŞ: Ne var birileri Binali Bey’le görüştüyse, Sinef? Sonuçta adam şehri yönetmeye aday. Çerkeslerin de bu konuda fikirleri var, söylüyorlar.

SİNEF KAYAN: Mesele  görüşmeleri  değil.  Ekrem  İmamoğ- lu’yla  de  görüşsünler,  Binali  Yıldırım’la  da. Şeffaf  bir  şekilde  açıklasınlar  taleplerini  vs. Ama bu şekilde savruk ve basit siyaset yapılmaz. Neyse, konuyu uzatmayayım daha fazla. Konuşmak istediğim diğer gündemler var, sonra katılımcılar kızacak çok konuşuyorum diye.

MURAT ÖZHAN: Zaten hep sen konuşuyorsun Sinef, alıştık artık

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Diğer konuya geçelim isterseniz arkadaşlar. 21  Mayıs  etkinlikleri  her  sene  olduğu  gibi bu sene de Çerkes gündeminin baş sıraların daydı. Üstelik seçim sathı mahallinde gerçekleşmesi ayrıca ilgiyi artırdı. Bu sene, etkinlikler dışında dikkatimi çeken bir şey de devlet yöneticilerinin, siyasetçilerin ve bürokratların daha hevesli bahsetmeleriydi Çerkes Sürgünü, hatta Soykırımı diye. Siz ne dersiniz bu ilgiye Nejat Bey?

NEJAT BAYKUŞ: Herkesin dikkatini çekmiş bir konu aslında bu. Bir arkadaşım, “Bu sene Çerkes Soykırımı demeyeni dövüyorlar sanırım ama seneye Allah kerim,” diye bir cümle kurmuştu. Çok haklı bence de. Bu ilgiyi kalıcı hâle getirmek burada önemli olan. Neden böyle oldu diyorsan eğer, bunun bence en büyük sebebi ülkenin seçim sürecinde olması. Baksana, Ekrem İmamoğlu Çerkeslerle buluştu haberi daha soğumadan, hemen bir gün sonra Binali Yıldırım Çerkeslerle bir araya geldi haberi giriyor dolaşıma. Böyle bir atmosferde Çerkeslerin gönlünü hoş tutma çabası olarak değerlendirmek lazım bu açıklamaları. Bizim bir başarımız yok yani ortada. Eğer öyle olsaydı hem bu söylem süreklilik kazanır, bir sene öyle bir sene böyle olmazdı hem de mecliste daha gür dillendirilirdi.

SİNEF KAYAN: Ben siyasetçilerin, bürokratların ve benzerlerinin bu tarz, tribüne oynayan açıklamalarını çok  önemsemem  kendi  adıma.  Benim  için önemli olan halktır, bireylerdir. Ama Nejat Bey önemli bir noktaya getirdi konuyu. Meclis dedi. Bakın, yıllardır HDP meclise Çerkes Soykırımı araştırma önergesi veriyor, bu sene CHP de verdi sanırım. Bu önergelerin tamamı  AKP ve MHP oylarıyla  geri  çevriliyor. Bu araştırma önergelerinin  fonksiyonelliğinden  ve  faydasından  bağımsız olarak söylüyorum ki, bu fotoğraf hükümetin ve devletin bu konudaki ikiyüzlülüğünün ve samimiyetsizliğinin görüntüsüdür.

RAŞİT YAVAŞ: Sen de Soykırım deseler kızıyorsun demeseler kızıyorsun Sinef, bir karar ver.

MURAT ÖZHAN: Çok nadir olur ama bu konuda Raşit Bey’le aynı fikirdeyim. Ne istiyorsun işte Sinef, gündemin başına oturmuş Çerkesler bir gün de olsa.

SİNEF KAYAN: Anlaşmanıza sevindim ama ben zaten sizin anlaşamamanıza  şaşıyordum. Zihniyet  olarak yok çünkü birbirinizden farkınız. Düşman kardeşler  gibisiniz.  Biriniz  Rusya’ya  sürüklüyor  diasporayı  biriniz  TC’ye.  Devlet  merkezli değil de toplum merkezli düşünmeye başlamamız lazım diyorum ben ama siz bunu anlamak bir yana, devlet merkezli düşünceden uzaklaşamıyorsunuz bile. Tek farkınız renginiz, yani aynısınız normalde zihniyet açısında. Toplum merkezli düşünmeye kafa yorduğumuz takdirde devlet ya da siyasetçilerle ilişkilerimizi de daha sağlıklı bir hâle sokacağız. Yoksa biriniz  gider  Rusya  Konsolosuna  dernek  açılışı  yaptırır  (çok af edersiniz utanmadan), diğeriniz gider Rusya konsolosluğunun hassasiyetlerini sizin hassasiyetlerinizden önde tutan (sevgili  Sadi’nin  tabiriyle  muhatabın  çaprazına  yerleştiren) İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya neredeyse bunun için teşekkür eder. Toplum merkezli düşünmek şahsiyetli bir düşüncedir ayrıca. Kapı aşındırmazsınız, kapınızı çalarlar, çalmayana da çaldırtırsınız. Ama sizin nesilden böyle bir şey beklemek de gereksiz artık…

RAŞİT YAVAŞ: Bir  anlaşalım  dedik  Murat  Bey’le,  ona  da müsaade etmedin yahu Sinef 🙂

SİNEF KAYAN: Aslında sürekli aynı yerdesiniz diyorum. “Siz kardeşsiniz”  diye  haykırıyorum  hatta  her eleştirimde ama size anlatamıyorum.

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Etkinlikleri değerlendirelim biraz da isterse- niz.

NEJAT BAYKUŞ: 21 Mayıs Çerkes Soykırımı, belki ülke gündemi sebebiyle çok fazla merkez medyada yer ala- madı ama Çerkes kamuoyunda ciddi şekilde yer buldu kanaatimce, özellikle sosyal medyada epey bir dolaşımda kaldı konu. Ancak çok gariptir ki diaspora kurumlarının yaptığı organizasyonlara bu pek yansımadı. Yani benim gözlemim o yönde. Kefken’e de, Taksim’e de gitmiş biri olarak söylüyorum bunu. Katılım, önceki senelere göre çok düşüktü. Daha da kötüsü benim gözlemime göre eylem motivasyonu ve organizasyonlar çok kötü. Diasporanın 21 Mayıs özelinde bunu acilen gündemine alması gerekiyor.

MURAT ÖZHAN: Ben Kefken’deydim ve sizin gibi düşünmüyorum Nejat Bey. Gece meşaleli yürüyüş çok etkileyiciydi mesela. Ciddi de bir kalabalık vardı. Hatta ben Kefken organizasyonunun artık oturmuş bir organizasyon olduğu kanaatini taşıyorum. 21 Mayıs bir yerde Kefken’dir artık.

RAŞİT YAVAŞ: Buyurun buradan yakın. “21 Mayıs Kefken’dir” ne demek? Taksim’deki eylem neydi o zaman. Ya da Kefken dışında yapılan anmalar, etkinlikler? Bir de Sinef yok farkınız diyor. Bu söylemle nasıl aynı yere koydu beni, anlamadım gerçekten.

SİNEF KAYAN: Zihniyetiniz devlet yani otorite ve iktidar mer kezli,  bu  anlamda  da  perspektifleriniz  aynı dedim Raşit Bey, yoksa sizin adınız Murat Özhan demedim, rahat olun. Neyse, ben de “21 Mayıs Kefken’dir” absürtlüğünü eleştirip devam edeyim. “21 Mayıs Kefken”dir demek sinik bir kimliğin oluşumunu kutsamaktır bana göre. Karadeniz romantizmi ve bu aylaklık, bir kimliğe şahsiyet kazandırmaz. Ağlayarak bir toplumun var olduğu görülmemiştir. Muhatabı Karadeniz olarak kodlamak faili saklama girişimidir. Bize soykırımı Karadeniz yapmış  gibi  bir  hamasete  gark  olmak,  Rusya’dan  uzaklaşmak, muhataptan kaçmaktır. Ayrıca kamusallaşmaktan korkunun tezahürüdür. Radikal bir şey söylediğimin fakındayım ama “Kefken yapılmasın” diyorum ben. Kefken amacından şaşmış, ritüel bir görsellikten ibaret, politikadan, siyasetten, kimlik  kavgasından  azade  bir  etkinlik  artık.  Orda  etkinlik yapmak için canla başla çabalayan gençlerin emeklerini yok saymıyorum ama bu boş bir çaba. Duygusal bir rahatlama yöntemi. Sorun etmiyorsunuz hiçbir şeyi kendinize ve denize karanfil atıp atalarımızı andık diyorsunuz. Atalarını anmak, onlara yaşatılanların hesabını sormaktır. Yaşanmışlıkları hatırlayarak onların üzerine demokratik bir mücadele perspektifi inşa etmektir; daha açık ifadeyle, kavganızı kurgulamaktır. Ayrıca söylem ve eylem bütünlüğüdür. Soykırım deyip denizi suçlamak ya da bir sene sürgün deyip sonra kısık sesle soy- kırımı  dillendirmek  ilkeli  bir  tutum  olmadığı  gibi  sinik  ve savruk bir kimliğin inşasına hizmet eder. Ha bunun karşısında, muhatabın karşısına gidiyorum deyip çaprazında hazırola geçmek de ayrı bir acizdir.

RAŞİT YAVAŞ: O iş öyle değil, Sinef Hanım. Az mücadele edilmedi bu sene Taksim’de eylem yapabilmek için. Ama bütün çabalara rağmen ülke gerçekleri, terör tehlikesi vs. müsaade etmedi muhatabın karşısına çıkmamıza.

SİNEF KAYAN: Kimi kandırıyorsunuz Raşit Bey siz, Allah aşkına? Terör tehlikesiymiş, ülke gerçeğiymiş. Rusya  konsolosluğu  hükümete  baskı  yaptı, konsolosluk  önünde  eylem  yapılmasın  diye. Hükümetin  o  çok  sevdiğiniz  (neredeyse  eylem yaptırmadı diye teşekkür ettiğiniz) soylu bakamayanı da “Gi din TRT’nin orada yapın,” dedi. İşin özeti budur. Kimse kim seyi kandırmasın. Bu baskıyı Rusya Dışişleri Bakan yardımcısı bile Twitter üzerinden üstü kapalı bir şekilde söyledi ayrıca. Türkiye  Cumhuriyeti  Hükümeti  için  Rusya  Konsolosluğunun hassasiyetleri, konjonktürel olarak sizin ya da genel olarak Çerkeslerin hassasiyetlerinin önüne geçti, siz de buna ram oldunuz. Bu kadar net durum. Bugün mü var oldu terör sorunu, ülke bugün mü olağanüstü bir durumdan geçiyor. A Haber propagandası nerede etkili oluyor diye düşünürdüm, demek ki etkili olduğu yerler varmış. Beş bin kişi eylem yaptık, en sert ve net söylemleri haykırdık; daha önce konsolosluk önünde bir tek olay mı yaşanmış da ülke hassasiyeti diyorsunuz? Terörmüş, Odakule’nin arkasına geçemiyor terör eylemi yapacak kişi, değil mi? Bakanlık sizi kandırmış ya da siz manipüle edip bahane üretiyorsunuz da, bizi ya da toplumu bu kadar saf yerine koymayın rica ediyorum.

RAŞİT YAVAŞ: Senin önerin ne peki Sinef, 21 Mayıs etkin likleri için? Hiçbir şeyi beğenmiyorsun.

MURAT ÖZHAN: Bugünü  tarihe yaz Mümtaz  Şahsiyet. Yine aynı noktada buluştuk Raşit ile. Ben de merak ediyorum açıkçası, Sinef ne öneriyor.

SİNEF KAYAN: Çok basit aslında önerim: çekilin gençlerin önünden, sadece maddi destek verin yeter. Bakın,  örnek  mi  istiyorsunuz?  Eskişehir’de bir grup genç, dernek yönetiminden de destek  alarak  bence  bu  senenin  en  iyi  21  Mayıs etkinliğini, tüm imkânsızlıklarına rağmen, üstelik çeperden, Eskişehir’den  gerçekleştirdiler.  Videolar  çektiler,  görmüşsünüzdür.  Diaspora  standartlarında  bence  çok  güzel  bir  işti. Eğip bükmeden söylediler söyleyeceklerini ve daha önemlisi sosyal medyada İngilizce ve Türkçe olarak kamusallaştırdılar bunu. Bu vesileyle tebrik etmiş de olayım arkadaşları.

İlla öneri istiyorsanız da şunu söyleyeyim. 21 Mayıs etkinlikleri için kamusal alan konsoloslukların önüdür. Yani muhatabı olmalı eylemliliğin. İstanbul ve Ankara’da, söylemi net ve “sert” bir metin ile çıkarsınız konsolosluk önüne, aynı gün aynı saatte ve derdinizi iyi ve basit bir organizasyonla, net bir şekilde dillendirirsiniz. Aynı anda Ankara ve İstanbul’a gelemeyen şehirlerde de aynı söylem ve görsellerle geniş katılım sağlayacağınız birer sokak eylemi veya basın açıklaması yaparsınız. İyi bir basın çalışmasıyla ve çok küçük maliyetlerle (Kefken ve bu seneki Taksim eylem bütçelerinin yarısı kadar bile tutmaz) bir anda gündem olursunuz. Ama burada önemli olan, söylemi net olarak ortaya koymak ve organizasyonu koordine  yapabilmektir.  Bu  da  yapılmayacak  bir  şey  değil. Daha önce Soçi Olimpiyatları döneminde beş farklı ülkede, yedi farklı şehirde yapıldı aynı görsel ve söylemler ile eylemler, hatırlarsanız. Ve çok komik bütçeler ile. Önemli olan söylemdir. Söylemi savruk olanın eylemi de savruk olur. Bir de eylemlerde sahne olmaz, şiir okunmaz gibi komik ayrıntılar var tabii. Son olarak, bu seneki eylem ve anmalar için, “Kimin Çerkeskası daha güzel anmaları” dedi bir arkadaşım geçen, sanırım haklı. Gergin vücutlu, yapmacık, fazla erkek ve gerçeklikten uzak duygusal pozlar eşliğinde yapılan anmalar kişisel görünürlükten başka bir fayda sağlamıyor bence.

MURAT ÖZHAN: Bizim toplumun tavrı bu olmaz ve olmamalı da zaten. Biz her zaman duruşumuzla öne çıkmış bir toplumuz. Zaten kitlemiz de öyle bir kitle değil.

SİNEF KAYAN: Duruş  sahibi  olmak,  hakkını  hukukunu  savunmaktır Murat Bey. Kişisel ikbal kaygılarıyla ya da sinik bir söylemle hareket edenlerin ya da hükümetle birçok girift ilişkiyi bagajında taşıyanların harcı değil tabii bu dediklerim. Onların bir kısmı Kefken’de, bir kısmı da muhatabın çaprazındaydı bu sene. Bir de siz direneceğiz diye çıkın bakalım alana, belki o korkak ve sinik gördüğünüz toplum sizi de ezer geçer. Beklediğinizden daha güçlü direnir, belli mi olur.

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Aslında çok fazla konumuz var konuşmamız gereken. Yani burada tartıştığımız birçok konuyu tek bir oturumda tartışabiliriz ama yerimiz de daralıyor. Bu konuştuğumuz konularla, özellikle 21 Mayıs etkinlikleriyle alakalı bir başka gündemimiz de Martin Koçesoko konusu. Uzun süreceğini tahmin ettiğim bu konuyu da konuşup kapatalım bu oturumu yavaştan…

NEJAT BAYKUŞ: Bu  konu  diasporanın  bir  numaralı  gündem maddesi. Hatta Kafkasya’nın da ilk sırada konuştuğu  konu.  Yalnız  özellikle  çatı  kurumları  için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Sosyal medyada bu konu oldukça konuşuldu ve tepki verildi malumunuz. Hatta Kaffed ve ÇerkesFed’e bağlı derneklerin de dahil olduğu bir inisiyatif kurulmuş durumda. Bu inisiyatifin içinde bulunduğum için yakından biliyorum. Şimdi uluslararası kurum ve kuruluşlara konu ile ilgili mektuplar gönderiliyor. Bu konularda sosyal medyadaki tepkiselliği mevcut kurumların organize bir şekilde örgütleyemediklerini, hatta tabiri caizse ayak sürüdüklerini gördüm bu süreçte, bu oldukça üzücü.

RAŞİT YAVAŞ: Haksızlık etmeyin bence Nejat Bey. Çerkes- Fed bildiğiniz gibi Odakule’de bir eylem oranize ediyor. Ayrıca olayın ne olup ne bittiğini öğrenmemiz zaman aldı hâliyle.

NEJAT BAYKUŞ: Olay  gerçekleştikten,  Kafkasya  ve diaspora ayağa  kalktıktan  on  beş  gün  sonra  konsolosluk çaprazında bir eylem organize etmeye kalkıyorsunuz. Yapmayın Allah aşkına. Diaspora kitlesi sosyal medyada zaten harekete geçmiş, tepkisini koymuş, siz kitlenin peşinden yetişme derdindesiniz. Örgüt dediğiniz, STK dediğiniz şey toplumu organize eder, örgütler, onun önünde gider, peşinden koşmaz.

MURAT ÖZHAN: Bu konu manipülasyona çok açık bir konu. Kaffed olarak olayı enine boyuna öğrenmeden adım atmayı doğru bulmuyoruz açıkçası. Konu gündeme geldiğinde DÇB nezdinde girişimlerde bulunduk. Ancak maalesef bir ilerleme kaydedemedik. Daha sonra Nalçik’e bir heyet gönderip konuyu detaylı bir şekilde öğrenmeyi tartıştık ama bu da gerçekleşemedi. En sonunda da kişisel bağlantılarımız üzerinden konuyu etraflıca öğrenerek An- kara’da bulunan Rusya Büyükelçisi’nden randevu talep ettik. Bir heyet ile büyükelçilik ziyaretimizde konuyu etraflıca aktararak bu konudaki hassasiyetimizi en üst seviyede ilettik. Büyükelçi de konunun Moskova nezdinde takipçisi olacağı sözünü verdi. Bu görüşmenin detayları zaten Kaffed’in web sitesinden de yayımlandı, takip edebilirsiniz. Burada önemli bir nokta da böyle hassas konuların politikleştirilmesi sorunu- dur bana kalırsa. Konuyu gündeme getirmek belki duygusal rahatlama sağlıyor ama belki de Martin Koçesoko’ya zarar veriyor. Onun için bu konuda çok hassas olunması gerek…

SİNEF KAYAN: Rusya sözcüsü gibi konuşuyorsunuz gerçekten Murat Bey. Büyükelçi sizi bayağı etkisi altına aldı anlaşılan. Politik bir meseleyi politik olarak ele almayıp ne yapacağız. Bakın arkadaşlar, Martin bu tarz bir muameleye maruz kalan ilk kişi değil Kafkasya’da. Daha önce iki Çeçen insan hakları aktivistinin başına da geldi aynı olay. Hatta birinin durumu Martin  ile  çok  benziyor.  Biliyorsunuz,  Çeçenya’da  Kadirov rejimi 23 Şubat Çeçen İnguş Sürgünü’nü anma etkinliklerini yasakladı. Bu yasağa rağmen Grozni’de sürgün anması gerçekleştiren Çeçen aktivist aynı Martin’in başına gelenler gibi, evine uyuşturucu yerleştirilerek gözaltına alındı. Mahkemesi yıllarca sürdü. Hatta Fransız Televizyonu hakkında belgesel dahi çekti. Yakın zamanda, yine başka bir Çeçen aktivistin başına benzer bir şey geldi. Dağıstan’da da benzer bir durum yaşandı. Moskova’da bir gazeteciye aynı komplo kuruldu fakat kamuoyu baskısı sonucu serbest bırakıldı. Özetle demek istediğim, Rusya’da artık rutin bir Sloviki uygulaması Martin’in başına gelen. Martin, Çerkesya’da hatta diasporada yıllardır tanınan bir aktivist. Biliyorsunuz, 21 Mayıslarda Nalçik’te gerçekleştirilen atlı yürüyüşü organize eden STK’nin başkanından  bahsediyoruz.  Olaya  biraz  geniş  bakmakta  fayda var. Son dönemde Kafkasya’daki STK’lerin birincil gündemi federal yasalar. Bu konuda Martin’in de, federal bölgelerin başkanlarının halk tarafından seçilmesi de dâhil olmak üzere birçok talebin dillendirildiği toplantılara katıldığını biliyoruz. Bu toplantılardan bir tanesinin Moskova’da olduğu da malum.  Burada  dikkatinizi  çekerim,  Çerkeslerin  meselelerinin kamusallaştıran bir kişi hedefte.

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Konuyu daha da spesifik hâle getirelim istersen Sinef. Bu anlattıklarını birçoğumuz biliyoruz zaten. İstersen Martin için neler yapılıyor ya da yapılabilir konusunu tartışalım.

SİNEF KAYAN: Olayın aslının astarının anlaşıldığından ya da algılandığından şüpheliyim aslına bakarsan, Mümtaz Şahsiyet. En azından burada konuşulanlara bakınca lokal bir olaydan bahsedildiğini  anlıyorum  ama  işin  aslı  öyle  değil. Neyse, dediğin gibi ortam da konuyu etraflıca tartışmaya uygun değil zaten. Onun için Martin için yapılanlara ve yapılması gerekenlere değinip kapatayım konuyu. Sözüm ona kendisine çatı diyen kurumlar, genellikle olduğu gibi, bu olayda da sınıfta kalmıştır net bir şekilde. Burada ortalığı ayağa kaldırması, uluslararası kurumları harekete geçirmesi, konuyu sokakta, basında vs. gündem etmesi gereken diaspora örgütleridir. Ama biraz önce de dediğim gibi bunun için sivil bir zihin gerekir her şeyden önce. Bakanlarla resim çektirmeye ya da konsolosa veda ziyareti yapmaya benzemez sivil mücadele vermek.

Kaffed   konuyu   etraflıca   öğrenmeye   çalışmış.   Kimden? DÇB’den. Komik bile değil bu söylenen, acınası. Birini finanse edip Kafkasya’ya göndermekten bahsedildi daha önce de. Ya Allah aşkına, Valeri Hatajuko ve yardımcısı olayı başından beri takip ediyor. Neredeyse anbean videolarla aktarıyor durumu diasporaya. Neyi öğreneceksiniz daha? Hadi video olmadı, telefon da mı açamıyorsunuz. Ben size söyleyeyim, bu dedikleriniz zaman kazanmaktan ibaret. Baktınız toplum altınızdan kayıyor, insanlar kendilerini ifade etmeye başladı. Dostlar alışverişte görsün diye gidip Büyükelçi ile görüştünüz. Martin’e bu uygulamaları yapan devletin temsilcisine, kendi ülkesini şikâyet ediyorsunuz. Allah aşkına siz insanları aptal mı sanıyorsunuz gerçekten? (Bu arada Yaşar Aslankaya da bu ziyarette bulunmuş ve büyükelçiye veda etmiş. Benim hatırladığım kadarıyla Kaffed başkanlığını bırakıp siyasete atlarken diasporaya ya da kendi örgütüne veda etmedi Yaşar Bey.  Büyükelçiye  veda  etmesi  ironik  bir  not  olarak  şimdilik kenarda dursun.)

MURAT ÖZHAN: O öyle değil Sinef. Bilip bilmeden konuşuyorsun ve konuyu dağıtıyorsun.

SİNEF KAYAN: O iş öyle değilse, o referans verdiğiniz Kaffed  sitesi  yalan  söylüyor  Murat  Bey.  Çünkü ben haberi ve veda ziyareti kısmını oradan okudum. Neyse, bu kenarda not olarak dursun.  Diğer  yanda  ÇerkesFed’de  sınıfta  kalmıştır  Martin  konusunda.  Dostlar  alışverişte  görsün  mantığıyla olaydan on beş gün sonra organize edilen eylem iş değildir, kusura bakmasın kimse. Burada takdir edilecek olanlar kendileri  örgütlenen  ve  çatılarını  sallayan  derneklerdir.  Bu  konuda uluslararası kurumlara otuz iki derneğin imzasıyla üç dilde gönderilen mektubun çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bu dernekler arasında Kaffed’e bağlı Eskişehir ve Kayseri dernekleriyle birlikte ÇerkesFed’e bağlı BKD’ler de var. Kurumların hantallığına bir isyan olarak görüyor ve selamlıyorum Nejat Bey’in de dâhil olduğu bu hareketi kendi adıma.

MURAT ÖZHAN: Her kafadan bir ses çıkarsa nasıl birlik olacağız, ben de bunu anlamıyorum. O çatılar kolay kurulmadı arkadaşlar. Hemen alaşağı etmeyelim. Biraz sakin olalım. Böyle anlık tepkiler topluma zarar veriyor.

NEJAT BAYKUŞ: Ne yapalım Murat Bey? Gencecik bir Çerkes aktivist gözaltına alındığında, sizin Kaffed olarak  Büyükelçi’den  çay  randevusu  alabilmenizi mi bekleyelim? Bu büyükelçilik görüşmelerini önemsediğinizin  yarısı  kadar  toplumu  önemsediğinizi  düşünmüyorum artık, kusura bakmayın.

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Seni bu oturumda çok agresif gördüm Nejat. Sinefizm yayılıyor sanırım. 🙂

NEJAT BAYKUŞ: Ben  yıllardır  bu  kurumların  ayakta  tutulması gerektiğini  savundum,  birçoğunda  da  görev aldım  Mümtaz.  Ama  geldiğimiz  noktada  çıldırmamak  elde  değil.  Orada  bir  genç  aktivist komploya kurban gidiyor. Birileri İçişleri Bakanı’yla resim çektirme derdinde, diğerleri Rusya Büyükelçisine veda etmeye gidiyor. Bu kadar da olmaz. Taş olsa çatlar.

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Neyse. Senin sözlerin bittiyse oturumu kapatmam gerekiyor Sinef.

SİNEF KAYAN: Özetle, Martin ilk değil, son da olmayacak arkadaşlar. Onun için çatıların ötesinde, dernek duvarlarını da sarsar bir hâlde Mar- tin  konusunda  oluşturulan  bu koordinasyonun dağılmaması, hatta daha kurumsal bir hâle bürünmesi gerekiyor. Çünkü ciddi bir Slovik saldırının ayak sesleri bana kalırsa bu yaşananlar. Son olarak da bu koordinasyonun dikkat etmesi gereken bir şeyi hatırlatayım. Sosyal medyada olayın ilk anlarında, “Martin’e yapılan baskılar sonuç verdi. Suçunu kabul etti,” gibi manipülatif haberler yapıldı biliyorsunuz. Bunu yapanlar dönüşçü diye tarif ettiğimiz gruptan, sözüm ona muhalifler. Bu kişilerin temel motivasyonları manipülasyon. Bunlara karşı dikkatli olmak gerekiyor. Doğru ve sağlıklı bilgilendirmeleri birinci elden almak ve diasporaya mal etmek çok önemli. Bu süreçte, şimdiye kadar bu tarz tazyikler püskürtüldü kurulan koordinasyon tarafından. Ama daha da artacaktır önümüzdeki dönemde. Aslında aklıma birçok şey geliyor yapılabilecek olan. Ama alanımız iyice daraldı sanırım. Onun için burada keseyim.

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Anlayışın için yine teşekkür ederim Sinef.

NEJAT BAYKUŞ: Aslında bu koordinasyonun içerisinde yer alsan eminim çok faydan olurdu Sinef.

SİNEF KAYAN: Elimden ne geliyorsa yapmak isterim tabi ki Nejat Bey.

MÜMTAZ ŞAHSİYET: Martin meselesi önümüzdeki dönemde de tartışılacak gibi duruyor. Onun için şimdilik burada keselim bence. Bir sonraki sayıya kadar diaspora ve Kafkasya gündemi nelere gebe, hep  birlikte  göreceğiz.  Umarım  daha  iç  açıcı  gündemlerle karşınızda oluruz.

Şimdilik hoşçakalın…