ÇERKESLER, DERNEKLER VE SOSYAL SERMAYE YOLSUZLUĞU

Erdoğan Boz
Erdoğan Boz

Sosyal sermaye son yıllarda özellikle sosyoloji ve iktisat gibi alanlarda çok fazla kullanılan bir kavram hâline geldi. Bölgesel kalkınmadan ağ kurmaya, siyasi partilerden kadın kooperatiflerine kadar pek çok konuda oldukça kullanışlı bir analitik çerçeve sağlayan bu kavramın ilk kullanımı L. J. Hanifan’a atfedilir. Hanifan, kavramı,“sosyal birim oluşturan bireyler ve aileler arasındaki iyi niyet, dostluk, sempati ve sosyal etkileşim” olarak tanımlar. Hanifan’a göre “belirli bir topluluğun üyeleri birbirleriyle tanışarak eğlence, sosyal etkileşim ve kişisel tatmin için sık sık bir araya gelme alışkanlığı oluşturduktan sonra yetenekli bir liderlikle bu sosyal sermaye kolaylıkla o topluluğun refahını artırmaya yönlendirilebilir.”[1]

Hanifan’ın henüz 20.Yüzyıl başlarında ABD’de kırsal yaşamın geliştirilmesinde toplum merkezlerinin ve okulların rolünü anlatmak için kullandığı bu kavram, bugün dahi Türkiye’deki Çerkes/Kafkas derneklerinde yürütülen pek çok faaliyete rahatlıkla uyarlanabilecek bir kavramdır. Hanifan, aynen ekonomik sermayenin bir işletme inşasında zorunlu oluşu gibi, ekonomik sermaye teriminden eğretileme yoluyla devşirdiği bu kavramın topluluk inşasındaki zorunluluğundan bahseder. Dernek mekânları ve dernek faaliyetleri ilk bakışta basitçe insanların bir araya gelerek birlikte zaman geçirdikleri yerler gibi görünse de sezon açılış/kapanışları, çeşitli yaş gruplarına hitap eden halk dansları toplulukları, el sanatları kursları, kahvaltılar, haluj geceleri gibi etkinlikler sosyal sermaye birikimi sağlamak için mükemmel fırsatlar sunar. Tam da bu nedenle ve sosyal sermayenin, ekonomik sermaye de dahil olmak üzere, diğer sermaye türlerine dönüştürülebilirliği nedeniyle dernekler bir topluluk olarak Çerkeslerin varlıklarına katkıda bulunabilecek yapılanmalardır. Ancak burada önemli bir sorun var ki sermaye oluşumundan çok yetenekli liderlikle ilgilidir. Bu konuya tekrar değinmek üzere şimdilik bir kenara bırakıyorum.

Hanifan’dan yıllar sonra 20. Yüzyıl’ın en önemli sosyologlarından Bourdieu, kavramı kendi sosyal teorisinde faydalandığı temel kavramlar olanhabitus, pratik, strateji vealangibi kavramlarla birlikte kullanır. Bu kavramlardan ilki ve belki de en önemlisi olan habitus bireylere etkin ve yaratıcı bir eyleyen olma olanağı sağlayan bir çerçeve sunarken bu çerçeve de bireylerin tercihlerinden etkilenerek sürekli değişir. Bourdieu’ya göre habitus sonradan kazanılır ve kimi durumlarda sermaye gibi işlev taşıyan bir iyelik olup bir kader değildir.[2] Sürekli olarak yeni deneyimlerle karşı karşıya gelen, durmaksızın onlardan etkilenen bir sistemdir. Bu bağlamda habitus hem kolektif bir üretimdir, hem de kolektif yapıyı yeniden üreten pratikleri belirler. Pratik ise belirli kurallar dahilinde gerçekleştirilen mekanik reaksiyonlardan ziyade yatkınlıkların belirlediği sınırlar çerçevesinde bireyin etkin ve yaratıcı bir eyleyen olmasını gerektirir.[3]Kısacası, habitus bireylerin birbirleriyle etkileşimli olarak oluşturdukları bir tür kolektif alışkanlıklar ve seçenekler kümesidir ve tarihsel olarak inşa edilir.

Habitusla bağlantılı olarak kullanılan bir kavram olan ‘alan,’ belirli bir nesne ya da mekânı ifade etmekten çok eyleyenlerin iktidar/güç mücadelesi verirken ve bir araya gelirken oluşturdukları ağın ta kendisidir. Alanlar farklı sermaye türlerine sahip ve prestij, zenginlik ve güç mücadeleleri içindeki bireylerin içinde yaşadığı sosyal uzaylardan oluşur. Alan eyleyicilerin ve aynı zamanda yapıların içerisinde sürekli hareket içinde oldukları, pratiklerini gerçekleştirdikleri, her biri farklı sermaye türlerine sahip toplumsal uzamdır. Toplumsal uzam tarihsel alan, siyasal alan, ekonomik alan, dinsel alan gibi pek çok farklı türde alandan oluşur ve bu farklı alan türleri kendi içlerinde farklı birer mantıkla işler; örneğin, iktisadi alan “işin iş olduğu” ve duygusal akrabalık, arkadaşlık ve aşk ilişkilerinin ilkesel olarak dışlandığı bir evren şeklinde ortaya çıkarken sanat alanı bunun tersine maddi kâr kaygısının reddedilmesiyle kurulmuştur.[4]Bu anlamda Çerkes/Kafkas dernekleri bağlamında mükemmel birer kültürel alandan bahsetmek mümkündür.Çocuklarının dış dünyanın “kötülüklerinden” uzak kalmasını isteyen Çerkes çiftler buralarda sosyalleşir, buralarda kendilerine etnik ağlar kurar, çocuklarının “kendileri gibi” ailelerin çocuklarıyla arkadaşlıklar kurmasını isterler. Çünkü bilirler ki bu alan içerisinde tarihsel olarak oluşturulmuş olan habitus (siz buna habze deyin) yani sosyal olarak inşa edilmiş normlar ve eğilimler bu alandaki bireye sınırlı bir özgürlük alanı sağlarken kendi sınırlarını da dayatacaktır.

Bourdieu, bu farklı alanların, farklı sermaye ve kaynak tiplerine değer verdiklerini vurgular. Sermaye ise bireysel veya toplumsal bir konuma ait, toplumsal etki veya geçerliliğe sahip kaynaklar veya nitelikleri anlatır. Ekonomik sermaye, kültürel sermaye, sosyal sermaye ve simgesel sermaye olmak üzere farklı sermaye türlerinden söz eder. Bilinmesi gereken kritik bir nokta, bu sermaye türlerinin birbirine dönüştürülebilme özelliğidir: özellikle sosyal sermayenin diğer sermaye türlerine dönüştürülebilirliği. Burada bahis konusu olan sosyal sermaye “bir bireyin ya da grubun kalıcı bir ilişkiler ağına, az çok kurumsallaşmış karşılıklı tanıma ve tanınmalara sahip olması sayesinde elde ettiği gerçek ya da potansiyel kaynakların toplamıdır”[5] ve sosyal sermayenin başlıca tezi iki kelimede özetlenebilir: “ilişkiler önemlidir.”[6] Daha yalın bir ifade ile sosyal sermaye bir topluluğu birbirine bağlayan ağlardan kaynaklanan olumlu çıktılar toplamıdır.[7]

Yaşar Aslankaya
Kaffed eski Genel Başkanı

Tüm bu açıklamalardan sonra 2019 Mart ve Haziran aylarında yapılan yerel seçim sürecine ve bu süreçlerden sonra yaşanan gelişmelere Çerkesler bağlamında bir bakalım. Bunlardan ilki AKP’den Ankara Yenimahalle ilçesi belediye meclis üyesi olan Kaffed eski Genel Başkanı, ikincisi ise İyi Parti genel başkan yardımcısı olan Kaffed eski Genel Başkan Yardımcısı. Bunlardan ilki Çerkesler arasında, ikincisi ise üyesi olduğu parti üyeleri arasında ciddi tartışmalara neden ve konu oldu.

İlk olarak her iki ismin de, söz konusu adaylık ve üyeliklerine kadar, kendilerinin anladıkları anlamda siyasetten uzak olduklarını vurgulamak gerek. Yani her ikisi de sosyal sermayelerini uzun yıllar içinde bulundukları ve aktif bireyler olarak etkileşime girdikleri, Çerkeslerden ibaret bir alan içerisinde oluşturmuşlardı. Ve yine biliyoruz ki bu alan siyasi anlamda oldukça kısıtlı, güvenli ve risksiz bir alandır çünkü kendine korunaklı adacıklar yaratmış olan ortalama Çerkes’in dünyasında siyaset,uzak durulması gereken bir alandır. “Derneklere siyaset sokmama” şeklinde de anılan bu “siyasal” tutum aslında tam olarak siyasal risklerden uzak durmayı ifade eder. Mevcut federasyonlar (Kaffed, Çerkesfed) ve biricik Çerkes partimiz ÇDP bağlamında değişmeye başladığı iddia edilen bu tutumun yeni şekli ise, her türlü riski ve “tehlike”yi muhalif toplumsal kesimlere bırakırken siyasetin derneklere sokulmadığı tüm bu zaman boyunca Çerkesler dışındaki çeşitli kesimler özellikle de Kürt siyasal hareketi tarafından oluşturulan siyasal söylemleri kopyalayarak ve basit bir ezberle tekrar ederek siyaset yapma taktiğidir.Bahsedilen iki “siyasi” figür tarafından işte böyle bir kısıtlı alan içinde karşılıklı tanıma ve tanınmalar ile biriktirilen sosyal sermaye Çerkeslerin bulunmadığı bir alana aktarılmaya çalışıldı. Ben işte bu girişime “sosyal sermaye yolsuzluğu” adını veriyorum çünkü Çerkesler arasında edinilmiş olan nüfuzun, her ne kadar “kendi toplumu adına” yapıldığı iddia edilse de başka bir alanda kendi kişisel siyasal ajandasını hayata geçirmek üzere kullanıldığını düşünüyorum.

Hasan Seymen
Kaffed eski Genel Başkan Yardımcısı

Sonuç olarak,bu girişimin sonucunda iki türlü sorun ortaya çıktı. Birincisi kendi “alanlarından” gelen eleştiriler, ikincisi ise sonradan dahil oldukları alanlardan gelen eleştiriler. Bunlara verilen tepkiler de yine iki türlü oldu: birincisi “kırk yıldır hizmet ettiği topluma hizmet etmek üzere” bu işe girişildiğini iddia ederek mevcut konumunu inkâr etmek, ikincisi ise “kızıl girip gök çıktığını” söyleyerek geçmişini inkâr etmek.


[1]Hanifan, L. J. (1920). TheCommunity Centre. Boston: Silver, Burdette, andCo.s. 79

[2]Bourdieu, P. (1999). Sanatın Kuralları: Yazınsal Alanın Oluşumu ve Yapısı (Çev. N. K Sevil). İstanbul: YKY.s. 282

[3]Bourdieu, P. ve Wacquant, L. J. D. (2003). Dönüşümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar(Çev. N. Ökten). İstanbul: İletişim Yayınları.

[4]Bourdieu, P. ve Wacquant, L. J. D. (2003).A.g.e.s. 81

[5]Bourdieu, P. ve Wacquant, L. J. D. (2003).A.g.e.s. 108

[6]Field, J. (2008). Sosyal Sermaye. (Çev. B. Bilgen ve B. Şen). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.s. 1

[7]Caramani, D. (2014) (3. Baskı). ComparativePolitics. Oxford: Oxford UniversityPress s. 556