ÇOĞALMAK MI BÖLÜNMEK Mİ PARÇALANMAK MI?

Timur Şahan

Bir etnik kategorinin devlet aygıtı kullanılarak toplumda hâkim ve merkezi unsur haline getirilmesi ve bu süreçte diğer etnik kategorilerin dışlanması Türkiye Cumhuriyetinin ulusalcı ana fikrini oluşturmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu ana fikir doğrultusunda baskı ve sindirmelere yönelik politikalar uygulanmış, 1950’ de çok partili döneme kadar adeta halkta korku hali egemen kılınmıştır. Demokrat Parti iktidarı ile nispi olarak bir gevşeme olmuş fakat 27 Mayıs askeri darbesi ile yerini tekrar militarist uygulamalara bırakmıştır.

1960’lardan sonra oluşan, solun ideolojik, kültürel ve politik alanda kurduğu hegemonyaya karşı, bunu kırmak için 1970’ te kurulan, sağcı-muhafazakârların oluşturduğu aydınlar ocağı karşı bir hamle olarak ortaya çıkmış ve her iki ekol 12 Eylül’e giden sürecin mimarları olmuşlardır.

Şüphesiz ki 12 Eylül Türkiye tarihinin en önemli toplumsal ve siyasal kırılma ve dönüşme noktasıdır. Kimileri için değişim, dönüşüm yani transformasyon çağının başlangıç tarihi iken, bir diğer kesim için çürümenin başlangıcıdır.

Tabi ki burada 12 Eylül’ün kapsamlı bir analizini yapacak değiliz fakat kısa ve öz olarak diyebiliriz ki, etkileri bu güne kadar uzanmış, hatta düşünsel-siyasal kodlamaları ile herkeste olduğu gibi Çerkes toplumunda da belirleyici özelliğini sürdürüyor olması bizim meselemizi oluşturmaktadır.

Dönemin şiddet ve çatışma ortamı karşıtlık kültürünü geliştirmiş, her biri sağ ve sol kutuplaşmalara dayalı politik tarafların keskin savunucuları olarak kaotik sürecin aktörleri olmuşlardır. Bu durum öyle derin izler bıraktı ki, bunun en tehlikeli olanı, taraflarda oluşturduğu kan davası algısının her durumda kendini göstererek, iflah olmaz bir nefret duygusunun bu gün ki uzlaşmayı ve birlik olmayı sabote ettiği gerçeğidir.

Özellikle 55 yaş ve üzerinde olanlar, yani 12 Eylül’ün aktif katılımcıları, bu gün diasporada ki Çerkes Kültür Kurumlarının etkin, hatta belirleyici düşünsel ve politik figürleri konumundalar. Bunlardan bazıları travmatik Rusya ve Sovyet antipatisi ile sağcı-muhafazakâr, diğerleri de komünizm ve Sovyet dönemi sempatizanlıkları ile solcu ve Rusçu olmaktan kendilerini soyutlayamadıkları gibi aynı zamanda bu durum birbirlerine sevgi ve nefretlerini belirleyen en temel argümanlar olarak ortadadır.

Rusya’nın Kafkasya bölgesinde oluşturduğu her etnik yapıya, hatta alt kimliklere ayrı Cumhuriyetçikler ihdas ederek uygulaya geldiği emperyalist operasyonların özellikle son on yılda diasporada karşılık bularak, 150 yıldır bu güne kadar kimsenin itiraz etmediği Çerkes ortak kimlik aidiyetini yok saymak temayülleri ile gelişen kimi etnik bazlı dernekleşmeler vuku bulmuştur. Zira egemenlerin çok başarılı olduğu bir durum önce etnik, dinsel, mezhepsel kışkırtmalarla birliği bozarak parçalara ayırır ki, amaç birleşip güç olmayı engellemektir.

Farklı etnik ve alt etnik grupların, ayrı siyasi ekollerin ve ideolojilerin her birinin ayrı ayrı dernekleşmesi kurumlarımızda sayısal –niceliksel- artışla bir büyüme ortaya çıkarmıştır. Her büyüme bölünmeye gebedir, hücreler misali. Fakat bu bölünme hücreler misali olmamıştır. ‘’Bölünen hücreler, daha mükemmel ve daha karmaşık olan bir bütünü oluştururlar. Onlar arasında her zaman bir uyum vardır.’’ Bu bizde olmadı. Bölümlerin her biri ayrı tellerden çalan ayrı parçalar olarak çoklu bir varlık gösterme çabası içerisindeler.

Bölünme, toplumu farklı etnik ve kültürel kimliklere odaklandırarak bu farklı kimliklerin arasını açar. Dolayısıyla sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel örgütlenmeye zemin oluşturan çatı kimlik bağları koparılır. Bu aşamada toplumun bütünleyici özelliği yok edilmiş, etnik ve kültürel eksenli alt kimlikler kamplara ayrılmış olur. Dayanışma bağlarından soyutlanıp bölünürler. Alt kimlik bilincinin canlı tutulması dışlayıcı bir takım özellikler üretir. Farklılıklar öteki olarak algılanır ve karşılıklı kışkırtmalar gerçekleşir. Alt kimlik merkezli kültürel taleplere sürüklenen toplum birlik olabilmekten uzaklaşmış olur. Kimlik sorgulamaları, bizden olanlar ve olmayanlar söylemini geliştirir.

Bölünmeler gerilimi körükleyen çatışma zeminini hazırlar ve çatışma ise parçalanmayı getirir. Parçalanmaya direnmenin yolu farklılıkları ayrışma sebebi olarak görmeden diğerini tamamlayan hatta çoğaltan zenginlik olarak görüp bu farklılıklardan bir bütün oluşturmaktır.

(*)‘’Parçalanan bir toplumun yeniden bir arada tutulabilmesi ve bir bütün olabilmesi için ortak bir kültür içerisinde göreli bir homojenleşme gerekmektedir.’’

_____________

KAYNAKÇA

http://www.timas.com.tr/kitap/sosyolojik-savas/

(*)E. Wolfgong