KENTLEŞMENİN GELENEKSEL ÇERKES KÜLTÜRÜ ÜZERİNE ETKİLERİ

Janset Demircan

Türkiye’de 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tarım sektöründe hızlı bir makinalaşma süreci başlamıştır. Sanayileşmeyle birlikte yürüyen bu süreç, köylerden kentlere doğru hızlı bir göç dalgasını da tetiklemiştir.
Bu gelişmeler kültür üzerinde hızlı bir değişim meydana getirmiş ve “kent kültürü “nün yükselmesine zemin hazırlamıştır. Köyden kente göç edenler de zaman içinde sanayileşmenin getirdiği yeni toplumsal hayata entegre olmuş, eklemlenmiş ve bütünleşmeye başlamıştır. Her toplumsal değişme gibi bu kültürel uyum meselesi de zamana yayılmış, yaşanan sorunlu entegrasyon sürecinin ardından, köylerde yaşayan alt kültürlerin, kentte hâkim kültür içinde asimile olmalarını beraberinde getirmiştir.

Nitekim tam anlamıyla bir köy kültürü olan Çerkes kültürü de, bu kentleşme sürecinde kent kültürü içerisinde erimeye ve çözülmeye başlamıştır. Kent hayatının getirdiği modernite kalıpları, giyim – kuşam geleneklerinden düğün ritüellerine kadar birçok alanda değişimi bir gereksinim olarak dayatmıştır. Ayrıca bununla birlikte Çerkes toplumu, Tönnies’in kavramsallaştırmasıyla zaman içinde “cemaat” olmaktan çıkıp “cemiyet”e doğru evrilmiştir. Durkheim’ın dayanışma kavramı ile meseleye bakılacak olursa; kente göçün ardından yavaş yavaş toplumsal dayanışma ağlarının zayıflayıp “mekanik dayanışma”dan “organik dayanışma”ya evrilen bir toplum yapısının oluşmaya başladığı söylenebilir.

Diğer yandan kenti yabancılaşma mekânı olarak tanımlayan Simmel’e göre; kentli insan, davranışlarını kendisi olarak gerçekleştirmez ve bununla birlikte bölünmüş bir kişiliğe sahip olmasından dolayı, bir yabancıdır Dolayısıyla Çerkeslerin kentsel mekânda hem birbirlerine hem de kültürlerine yabancılaşmakta olduğu söylenebilir.

Elbette, köyden kente göçle birlikte köylerin kentle olan iletişiminin, etkileşiminin artması, köylerin de sosyokültürel yapısını etkilemiştir. Fakat bu yazıda kente odaklanılarak, artık kentli olan Çerkes toplumunun, köylerden farklı olarak kültürel aidiyetlerindeki ve Çerkes dilindeki değişimler ortaya konmaya çalışılmıştır.

Geleneksel köy yaşamında özel alan ve kamusal alan arasındaki çizgi oldukça saydamken, kentte, özel alan ve kamusal alan çok net, keskin bir çizgi ile birbirinden ayrılmaktadır. Bu yeni durum ise kamusal alanda ve özel alanda farklı kimlikler oluşturulmasına sebep olabilmektedir.

İsmail Berkok, Tarihte Kafkasya adlı kitabında, Kafkasya’da halkın kabile hayatını muhafaza ettiğini, büyük şehirler, ticaret ve sanayi şebekeleri kurmadığını ve daima köylü olarak kaldığını söylemektedir. Dolayısıyla Çerkesler, Türkiye topraklarına sürgün edilmeden önce de herhangi bir kentsel kimlik geliştirmemişlerdir. Mehmet Eser de 1999 yılında yayınladığı çalışmasında, Çerkes kültürünün köylü bir karaktere sahip olduğunu ifade etmektedir.

Nitekim göç sonucunda geldikleri kentte ilk defa kamusal alanla tanışan Çerkesler, köylü özellikler taşıyan ve köyde gerçekleştirilmeye elverişli olan geleneklerini, kente entegre edemedikleri takdirde yaşatamayacaklardı. Nihayetinde geçmişten gelen bir kent deneyimi olmayan Çerkesler, kültürel ritüellerini kentte gerçekleştirme alanı bulamadılar. Ayrıca, kentte farklı kültürlerle etkileşimde bulunmak -gerek evlilik yoluyla, gerek komşuluk ilişkileriyle- Çerkeslerin toplumsal yapısını etkilemiş ve değişimi hızlandırmıştır. Bu etkileşim sonucu gerçekleşen değişimi Çerkesler genel olarak “Türklere karıştık” şeklinde ifade etmektedir.

Kentleşmenin Çerkes kültürü üzerindeki etkilerinin düğün, cenaze ritüelleri ve Çerkes dilini konuşma oranıyla ölçüldüğü, 2017 yılının Mart-Nisan aylarında Eskişehir’de, kentte yaşayan katılımcılarla yapılan anket çalışmasının verilerine göre, kentte yaşama süresindeki artış ile geleneklerin uygulanma sıklığı arasında ters yönlü bir ilişki olduğu ortaya konmuştur.

Bu anket sonuçlarına göre örneklemin %32,9’u, Çerkes dilini hem anlamakta hem de konuşmakta olduğunu belirtmiştir. Bu oran daha farklı bölgelerde yapılan çalışmalarla kıyaslandığında oldukça düşüktür. Fakat 17-30 yaş arası katılımcıların, 31-45 yaş arası katılımcılara göre Çerkes dilini bilme oranının daha yüksek çıkması, Çerkes dilinin korunması açısından umut vericidir. Ayrıca “Sizin için vatan neresi?” sorusuna 17-30 yaş arası katılımcıların %35,7’si Kafkasya derken, 31-45 yaş grubu katılımcıların %11,1’i Kafkasya demiştir. Bu fark Çerkes dilini bilme oranıyla ilişkilendirilebilir. Nitekim bu durum anadili öğrenmede önemli bir etkendir.

Düğünler ise Çerkesler için önemli toplumsallaşma alanlarıdır. Nitekim yapılan anket çalışmasında “Eşinizle nasıl tanıştınız?” sorusuna çoğunlukla “Çerkes düğünlerinde.” cevabı verilmiştir. Bunun dışında Çerkes düğünlerinde gerçekleştirilen pek çok farklı ritüel vardır. Ancak anket çalışması göstermiştir ki, Çerkesler kentte yaşamaya ve kentte düğünler tertip etmeye başladığından beri bu ritüellerin pek çoğunu gerçekleştirecek mekânsal alan bulamamaktadırlar. Bu ritüellerin pek çoğunun bugün artık yaşamadığı gözlemlenmiştir. Örneğin, katılımcıların çoğu düğünlerde “Nısaşe Wored/Tasagara”nın eskiden söylendiğini, şimdi söylenmediğini belirtmiştir.

Çerkeslerde cenazeler de toplumsal dayanışmanın varlığını güçlendiren ritüellerdendir. Durkheim ritüellerin, grubun ortak hafızasını önemli ölçüde tekrar harekete geçirdiğini ve toplumsal temsillerin yok olmalarını ve güç kaybetmelerini önlediğini söyler. Cenaze ritüelleri için de düğün ritüellerindeki değişmenin geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Yaş azaldıkça cenazelere katılma oranı da azalmaktadır. Bunun yanı sıra kentte yaşama süresiyle cenazelere katılma sıklığı arasında da güçlü bir ilişki vardır. Yani kentte yaşama süresi arttıkça cenazelere katılma sıklığı azalmaktadır. Bu durum, Çerkes kültüründe önemli bir yere sahip olan cenaze ritüelinin önemini zamanla yitirmekte olduğunu göstermektedir. Cenaze ritüellerinin birçoğu yine kentte gerçekleştirilmediği gibi, çalışmada görülmüştür ki bu gelenekler artık köylerde de gerçekleştirilmemeye başlanmıştır.

Çerkesler kente yerleştikten sonra kamusal alanda var olabilme mücadelesini ön planda tutmuşlardır. Ekonomik kaygıların yanı sıra orta sınıf olma kaygısı da Çerkes dilini ve geleneklerini yaşatma gereksinimini azaltmıştır. Çünkü orta sınıf olmanın büyük ölçüde yolu eğitimdir. Eğitim dilinin ve kamusal alanda kullanılan dilin Türkçe olması, iletişim için Çerkes dilini kullanma ihtiyacını ortadan kaldırmış, dolayısıyla özel alanda da tercih edilmemesine sebep olmuştur. Anket çalışmaları da katılımcıların Çerkes dilini biliyor olsalar dahi özel alanlarında bu dili kullanmadıklarını ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak; kentleşme ve kentli kimliği, Çerkes kültürüne ait birçok ritüelin uygulanmasına olanak tanımasa da Çerkes toplumunun modern kent yaşamı içerisinde diğer toplumlara kıyasla kolektivizmi ve toplumsal kaygıları koruma eğilimi içerisinde olduğunu söylemek mümkündür. Yapılmış olan çalışmada, Çerkeslerin kültürel değişme konusundaki tutum ve görüşlerinin gayet olumsuz olduğu görülmektedir. Bu kaçınılmaz değişime karşı bir direnç gösterilmektedirler. Oysaki kültürün dinamik bir yapısı vardır ve değişime ayak uydurmak durumundadır. Kültürel kaygıların yanında siyasal temsiliyet kaygısının da ön plana çıkarılmasıyla, gelecekte Çerkesler açısından daha olumlu gelişmeler sağlanabileceğini söylemek mümkündür.