BIRAKIN ŞANIMIZ YÜRÜSÜN – Kafkasyalıların Yiğit Halkları Arasında Seyahatler OLIVER BULLOUGH

Kuban Kural

Olıver Bulloughe tarafından yazılan ve 2012 yılında Basic Books tarafından “LetOurFame Be Great -JourneysAmongtheDefiant People of theCaucasus” adıyla yayınlanan kitap, 2014 yılında Abis Yayınları tarafından çevrilerek “Bırakın Şanımız Yürüsün – Kafkasların Yiğit Halkları Arasında Seyahatler” adıyla Türkçe ’ye kazandırıldı. Gerek Çerkes Diasporasında gerekse de Türkiye kamuoyunda gerekli ilgili görmeyen kitap, son yıllarda yayınlanan Kafkasya’ya ve Kafkasyalılara dair en doyurucu metinlerden biri olması sebebiyle ilgili fazlasıyla hakediyor.

Reuters Haber Ajansının yıllarca Moskova muhabirliğini yapan ve gerek Rusçayı gerekse de Rusya’yı çok iyi bilen OlıverBullough’un kitabı, gazeteci olmasının da etkisiyle bir serüven kitabı gibi de değerlendirilebilir. Herhangi bir kronoloji takip etmeyen kitap, Kafkasya’nın neredeyse tüm halklarından insanlarla yapılan görüşmelerden ve okunan yüzlerce seyahatname, kitap, araştırma ve anıdan oluşuyor. Yazarın hem Kafkasya’ya hem diasporaya yaptığı sayısız seyahat esnasında karşılaştığı ilginç olayların aktarıldığı bölümler, okuru kendisine çekiyor.

Kitabı okurken kendinizi, 1944 sürgününden geri dönemeyen ve Kazakistan’da kalan Çeçenlerle sohbet ederken, Kfar Kama’da Khon’un hikâyesini dinlerken,  Ürdünlü bir Adıgeyle çay içerken, İmam Şamil’in teslim olduktan sonraki hayatına dair şimdiye kadar duymadığınız hikâyelere şaşırırken, Karaçay’ların sürgüne dair sözlü tarih anlatılarına dikkat kesilirken ya da yıllarca gittiğiniz, sohbet ettiğiniz Fenerbahçe Çeçen sığınmacı kampının Deduşka’sının kimseye anlatmadığı gerçek ve çarpıcı hayatına dâhil olurken bulabiliyorsunuz. Üstelik tüm bunları o kadar agresif geçişlerle okuyucuya sunmuş ki yazar, coğrafya üzerine deyim yerindeyse sörf yaptırıyor okuyucuya.

Uzun bir çabanın sonucu olduğu gözlenen kitap, zaman zaman alıntı yaptığı seyyah notlarının 21. Yüzyıldaki versiyonu gibi. Üstelik Bullough seyahatine sürükleyici üslubuyla sizi de dâhil ediyor.

Kitabın bir bölümünde Çeçenistan Savaşına ve Beslan hadisesine de yer veren yazarın yaklaşımında alışık olmadığımız, iki tarafı da eleştiren (hatta bazen Çeçenlere haddinden fazla ve haksız olduğunu düşündüğüm eleştirileri olan) bir tarz hâkim. Ayrıca kitap içerisinde özellikle Dağıstanlıların hem tarihsel hemde güncel dini inanışlarını aktardığı bölümlerde, Oryantalist bir perspektif göze çarpıyor.

Kitapta eksik olarak değerlendirilebilecek bir konu ise Türkiye Diasporasına dair. Ciddi bir nüfus barındıran Türkiye diasporası hakkında çok daha doyurucu bilgileri aradığınız kitap sayfaları arasında, oldukça kısıtlı görüşme notlarıyla karşılaşıyorsunuz sadece. Bu kadar kapsamlı bir kitap için oldukça büyük bir eksiklik olarak değerlendirilebilir bu durum. Ancak yapılan görüşmelerin dışında, Bullough’un Çerkes Sürgününe dair yaptığı alıntılar ve sürgünün izinde Karadeniz sahiline yaptığı seyahat, oldukça ilginç anekdotlar barındırıyor.

Yazar 32 bölümden oluşan kitapta, her bölüm için kullandığı kaynakları kitabın sonuna cömertçe eklemiş. Arşivlerdeki belgelerin detaylı bir dökümünün olduğu bu bölümde ayrıca yeni araştırmalara kapı aralayacak geniş bir kaynak özeti de mevcut.