Söyleşi: Leyla Önlü

2013 yılında Ankara’da bulunan ofisinde suikaste uğrayarak hayatını kaybeden Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti Fahri Konsolosu Medet Önlü’yü, eşi Leyla Önlü Mızağe için anlattı.

Medet, yaşamı mücadeleler ve zorluklarla geçmiş bir insandı. Yedi çocuklu, yoksul bir ailede büyüdü. On yaşında babasını kaybetmesiyle başlayan mücadelesi, hayatı boyunca sürdü. Devlet burslu olarak İzmir, Kahramanmaraş, Adıyaman gibi farklı illerde eğitim gördü. Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunuydu.

Hiçbir zaman zulme sessiz kalmadı!

Medet, İslam dininin emirlerini ve Peygamberin sünnetini kendisine düstur edinmiş, Kafkas- Çeçen kültürünü yaşayan ve yansıtan biriydi. Onu tanıyan herkes bu hassasiyetlerini çok iyi bilir. Güvenilirdi, merhametliydi, sağduyuluydu. Hiçbir zaman zulme karşı sessiz kalmadı. Ulaşabildiği, bulunduğu her ortamda diliyle, kalemiyle mazlumun sesi olmaya çalıştı. Bu uğurda maddi manevi tüm varlığını feda etti.

Özgürce yaşamanın ve bağımsız bir devletin, Çeçen halkının meşru hakkı olduğunu dünyaya duyurmaya çalışıyordu.

Çeçenya’dan gelen sığınmacıların her türlü sıkıntısı ile yakından ilgileniyordu. Genellikle yaralı, hasta, yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan sığınmacıların sağlık, barınma, eğitim gibi sorunlarını çözüme kavuşturmak için çalışmalar yürütüyordu. Vefatından önceki son çalışmalarından biri de Türkiye’deki Çeçen sığınmacıların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alınmasıydı. Türkiye’de dağınık şekilde yerleştirilmiş kamplarda çok kötü koşullarda yaşamaya mahkûm edilen bu insanların, daha iyi koşullarda yaşayabilmeleri için uzun yıllar sürdürdüğü çalışmalar sonucunda, Kocaeli İlimtepe’de toplu konutlara yerleştirilmelerine yardımcı oldu.

Bununla birlikte, Çeçen halkının mücadelesinin haklılığını; özgürce yaşamanın, bağımsız bir devletin, Çeçen halkının meşru hakkı olduğunu dünyaya duyurmaya çalışıyordu. Bununla ilgili çeşitli dergilerde makaleler yayınlıyor, konferanslar veriyordu.

Bu yaşananlar Medet Önlü’nün neden öldürüldüğünün de cevabı aslında.

Medet Önlü, sığınmacıların maddi, siyasi, yaşamsal tüm problemlerinin çözümü için sonsuz gayretle çalışan, hayatını bu insanlara adamış biriydi. Medet Önlü ’nün hayatta olmayışı bizi etkilediğinden daha fazla, Çeçen sığınmacıları etkiledi. Medet ’in ölümü ile zaten var olan mağduriyetlerin daha da arttığına şahit oluyoruz. Ne yazık ki bu yaşananlar, Medet Önlü ‘nün neden öldürüldüğünün de cevabı aslında. Onun dışında bu mücadeleyi sahiplenebilecek, bu haksızlıklara karşı durabilecek kimseyi de göremiyoruz maalesef.

Sıradan bir aile yaşantımız olmadı.

Aile olarak hayatımız Çeçen mücadelesi ile iç içe geçti. Doğruyu söylemem gerekirse, bu süreç ailemiz için oldukça ağır ve yıpratıcıydı. Bu yüzden hiçbir zaman sıradan bir aile yaşantımız olmadı. Ancak her şeye rağmen, Medet Önlü ‘nün eşi ve çocukları olarak bizler de bu mücadeleyi onun kadar benimsedik ve ona destek olmaya çalıştık.

20’li yaşlarından itibaren ajandalarını Çeçence tutmaya başlamış…

Medet, eğitim gerekçesiyle küçük yaşta evden ve yaşadığı kasabadan ayrıldığı için Çeçence’yi öğrenememiş. 20 yaşındayken tatilini geçirmek üzere kasabaya gittiğinde, Çeçen komşusunun sorduğu Çeçence bir soruya cevap veremeyince yaşlı Çeçen “Anadilini nasıl anlamazsın!” diyerek kendisini ayıplamış. Bu söz Medet’i derinden etkilemiş ve Çeçence öğrenmeye başlamasına vesile olmuş. Böylece 20’li yaşlarından itibaren ajandalarını Çeçence tutmaya başlamış. Son güne kadar da bu böyle sürdü.

***

Medet ‘in mücadelesi boyunca yanında hiçbir zaman öyle pek fazla kişi olmadı ama son yıllarda tamamen yalnızlaşmıştı.

***

Medet, Kafkasya halklarının kaderlerinin ortak olduğuna inanıyordu. Bağımsız Çeçenya Birleşik Kafkasya idealini savunuyordu.

***

Her zaman hayatıyla ilgili bir tehdit vardı.

Tehdit meselesi bizim için yeni bir konu değildi aslında. Sadece cinayetten önce değil, bu mücadeleye destek vermeye başladığı yıllardan itibaren tehditler de başlamıştı.

Çeçenlerin özgürlük mücadelesinin, Rusya tarafından terörizm kisvesi altında dünyaya servis edilme politikasını hepimiz biliyoruz. Medet de bunu en iyi bilenlerden biri olarak, Çeçenlerin başka amaçlara ve alanlara kaydırılma tehlikesine karşı, Çeçen toplumunu bilinçlendirmeye çalışıyordu. Suikastin zamanlamasına ve sonrasındaki gelişmelere baktığımızda, Suriye savaşı ile yakından ilgili olduğu sonucunu çıkarıyorum çünkü Medet eskiden beri bu mücadelenin içindeydi ve her zaman hayatıyla ilgili bir tehdit vardı. Ancak bu tehdidin gerçekleşmesi Suriye savaşı ve Ortadoğu’daki karışıklık ile aynı döneme denk geldi. Bunun bir tesadüf olmadığını düşünüyorum.

 Bu olayda da Kafkasyalıların birlik ve beraberlik duygusu ile hareket edemediğine şahit olduk.

Mahkeme süreci bizim için fazlasıyla yıpratıcıydı. İlk kez adliye ortamında bulunmanın verdiği stres bir yana, karşımızda duran sanıklara tahammül etmek zorunda kalmak bizler için çok acı vericiydi. Adalet kavramının zaten olmadığı bir ülkede; Kafkasya’dan, Çeçenlerden bihaber bir mahkeme heyetinin, Medet Önlü’nün öldürülmesi ile ilgili bir davaya bakıyor olması karşısında,  diasporadan umduğumuz desteği görememek tam bir hayal kırıklığıydı.

Mahkeme heyetinin davaya hak ettiği değeri göstermediğini, duruşmaları izleyenlerle hep birlikte gördük. Aslında bu durum emniyet ve savcılık aşamasından itibaren böyle başladı. Bunda da en büyük payın, cinayetin üstünün siyasi sebeplerle kapatılmaya çalışılması yanında, diasporadanhak ettiğimiz desteği görememek olduğuna inanıyorum. Ne yazık ki bu olayda da Kafkasyalıların birlik ve beraberlik duygusu ile hareket edemediğine şahit olduk.

6 Şubat 2018’de yeni bir mahkeme daha var. Bu aşamada, mahkeme heyetinin neredeyse tamamının yine değiştiğini biliyoruz. Heyetin dosyaya ne kadar hâkim olduğu konusunda endişelerimiz olsa da bu seferki sürecin öncekine göre daha doğru ve sorunsuz ilerlemesini diliyoruz.

Muhafazakâr kesimin üç maymunu oynadığını söylemek acı da olsa doğru olur.

Medet’in konumu gereği, hem siyasi hem de bürokratik kesimlerden oldukça geniş bir çevresi vardı. Olayın hemen ardından taziye amacıyla gelen ve arayan az sayıda kişi ile, takip anlamında olmasa da duruşmalara bir defaya mahsus gelen birkaç kişi dışında, herhangi bir destek göremedik ne yazık ki bu kesimlerden. Özellikle muhafazakâr kesimin üç maymunu oynadığını söylemek acı da olsa doğru olur.