Tartışıyoruz 1. Bölüm

Mümtaz şahsiyet: Hepinize Merhabalar. Bundan sonra her sayıda Çerkesleri ilgilendiren konuları gündemimize alarak, birbirinden değerli konuklarımız ile masaya yatıracağız. Konuklarım, aslında birçoğunuzun yakından tanıdığı kişiler. Çerkes diasporası içerisinde, gerek kurum yönetimlerinde bulunmuş, gerekse diaspora aktivizmi içerisinde sorumluluk almış bireyler; Murat Özhan, Nejat Baykuş, Raşit Yavaş ve Sinef Kayan. Öncelikle sizler de hoşgeldiniz. İlk sayımızda Çerkes STK’larını değerlendirelim uygun görürseniz.

Siz yıllardır Kafkas Dernekleri Federasyonunda yöneticilik de yaptınız Murat Bey. Nasıl değerlendiriyorsunuz Çerkes sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini?

Murat Özhan: Öncelikle böyle bir ortamı sağladığınız ve bizi davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Çerkeslerin sivil toplum faaliyetlerini ve örgütlenme tecrübelerini konuşmaya başlamak için biraz geriye gitmekte fayda var. Biliyorsunuz Çerkes Teavün Cemiyeti ile başlayan sivil toplum faaliyetlerimiz, arada sekteye uğrasa da, bugünlere kadar geldi. Bu çalışmalar esnasında, özellikle Kaf-Kur ve akabinde kurulan Kaffed en başarılı örneğimiz. Onlarca derneği bünyesinde barındıran, gerek anavatan ile ilişkileri, gerekse Türkiye ile olan ilişkileri en başarılı şekilde sürdüren örgütlülüğümüz Kaffed. Tabi bir sürü sorunları da var Kaffed’in. Her şey imkânlarla sınırlı sonuçta.

Diğer sivil toplum örgütleri ise genelde Kaffed’e saldırarak kendilerini var edebilen yapılanmalar ve etkileri oldukça kısıtlı. Keşke tek bir çatı altında birleşebilsek ancak maalesef bugüne kadar bunu sağlayamadık.

Nejat Baykuş:  Pardon Murat Bey. Diğer kurumlar için ‘Kaffed’e saldırarak kendilerini var eden yapılar.’ diyorsunuz. Bunu şu şekilde düzeltmek daha doğru olur sanıyorum; diğer kurumlar, Kaffed’ in yanlış ve eksiklikleri sebebiyle ortaya çıkmış yapılar bence. Bir de anavatan ile ilişkilerden bahsederken, Rusya Devletini ve Rusya Devletinin güdümünde olan DÇB ile olan ilişkileri mi kastediyorsunuz? Bu yapıların sivil olmadıklarını ya da halk ile toplum ile bir alakalarının olmadığını hatırlatmak zorundayım. Ben bunlar dışında Kaffed’in Kafkasya ile ilişkilerde sivil bir çabasını görmedim açıkçası. Bir çatı altında bir arada olmaktan kastınız ise sanırım “bizim çatımız altında olun” anlamına geliyor. Önceki tecrübeler bunu gösteriyor da…

Murat Özhan: Sözümü kesmeseydiniz açıklayacaktım. DÇB dediğiniz kurum, bütün eksiklerine rağmen, Çerkeslerin en büyük ve demokratik çatı örgütü. Bu örgüt büyük zorluklarla kuruldu, halen de çalışmalarına devam ediyor. Rusya’da bulunuyor merkezi ve bunun belli zorlukları var tabii ki.

Raşit Yavaş: DÇB, 2000 yılında devletleştiğinden beri hiçbir olumlu işi yoktur. Kaffed içerisinde güçlü bir klik de DÇB üzerinden Rusya’nın diasporada sözcülüğünü yapmaktadır.

Mümtaz şahsiyet: Yalnız beyler konumuz Çerkesler ve sivil toplum, biraz konunun özüne dönsek… Hatta madem konu açıldı, hakkaniyet açısından aramızda bulunan tek genç olan Sinef kızımızın da bu konuda söyleyeceği bir şeyler vardır belki. Daha sonra sivil toplum faaliyetlerini değerlendirmeye devam edelim.

Sinef Kayan: Öncelikle sadece Sinef demeniz yeterli. Bir de aranızda bir kızınız olarak değil, tartışacaksak, sizinle eşit bir Çerkes kadını olarak bulunmayı tercih ederim.

Mümtaz şahsiyet: Ben öyle demek istememiştim…

Sinef Kayan: Şimdilik üzerinde durmayalım bu tavrınızın isterseniz. Muhtemelen zaman içinde çokça gündem olacak zaten… Ben DÇB konusunda sadece, başkanı devlet onayıyla atanan bir örgütün nasıl demokratik olduğunu anlayamadım ve bunu emin olun hiçbir sivil toplum teorisiyle bağdaştırmanız mümkün değil. Sadece komik olursunuz. Konunun dışına çıkmamak için daha fazla uzatmayayım. Yalnız bir de önerim olacak; madem DÇB konusunda herkes bu kadar dertli, başka bir sayıda DÇB ve Rusya ile ilişkiler konusunu etraflıca konuşabiliriz.

Mümtaz şahsiyet:Ozaman sizinle, pardon seninle devam edelim Sinef. Sen nasıl değerlendiriyorsun Çerkes sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini?

Sinef Kayan: Çerkes Sivil toplum örgütlerinden mi bahsedeceğiz yoksa hemşeri derneklerinden mi? Öncelikle bazı kavramlarda anlaşmamız gerekiyor. Şu anda diasporada bulunan kurumların büyük bir çoğunluğu –hatta neredeyse hepsi – hemşeri dayanışmasını önceleyen kurumlar. Bunu eleştirmek için söylemiyorum, bu bir tercih. Buradaki sorun bence, bizim kurumları yerleştirdiğimiz yerde ve onların zaman zaman hemşeri derneği olarak siyasete dâhil olma biçimlerinde. Bir kurumu bence sivil toplum örgütü yapan temel parametre, devlet ile kurduğu ilişkilerde saklıdır. Siz, devletin izin verdiği ya da müsaade edip alan açtığı bir mecrada hareket ediyorsanız ve devleti zorlayacak veya taleplerinizi her koşulda dillendirecek basiretten yoksunsanız, literatürde daha çok buna STK değil de GONGO deniyor ve üzülerek söylemeliyim ki bu pek hoş bir yere tekabül etmiyor. Konuyu biraz daha teorik bir alana çektiğimin farkındayım ancak sivil toplum örgütlerini konuşmadan önce, sivil toplum örgütü müyüz GONGO muyuz, bunu konuşmak lazım diye düşünüyorum.

Murat Özhan:  Bence mevcut derneklerimizin sorunlarını konuşmak daha faydalı olacaktır.Derneklerimizin temel problemi ekonomidir bence. Kurumlarımızın hepsi maddi zorluklar ile boğuşuyor. Bir etkinlik yapacağız, önce aklımıza gelen paranın nereden bulunacağı. Ayrıca kurumlarımıza gönüllü yönetici bulmakta da zorlanıyoruz. Birçok Kafkas Derneği, yöneticilerini zorla, ikna ederek yönetime getiriyor. Şimdi bu imkânsızlıkları ve toplumumuzun duyarsızlığını dikkate almadan kurumları eleştirmek kolay tabi ki. Bu haksız eleştirileri yapanlara sormak isterim ‘Hiç dernek yönetiminde bulundunuz mu?’ diye.

Raşit Yavaş: Sinef ’in söylediği tam olarak Kaffed’e uyuyor işte. GONGO demişti sanırım değil mi? Evet, Rusya Konsolosluğu ile ilişkiler konusunda Kaffed tam bir GONGO’dur.

Sinef Kayan:   Murat Bey benden bahsediyorsanız eğer; evet, dernek yönetimlerinde bulundum. Kafkas Dernekleri dışında 2 farklı STK’da daha aktif çalışıyorum. Zaten Kafkas Derneklerindeki tecrübelerimi dikkate alarak yapıyorum yorumlarımı. Ancak bir Çerkesin kurumları eleştirmek için yönetimde bulunmak gibi bir mecburiyetinin olduğu düşüncesini de reddediyorum.

Bu arada Raşit Bey, ben Rusya ile ilişkiler diye kısıtlamadım GONGO meselesini. “Devlet ile ilişkiler” dedim ve buna Türkiye Cumhuriyeti Devleti de dâhil. Bu konuda da Çerkes Fed benzer bir durumda. Rusya ile ilişkiler konusunda ise; Kaffed’i eleştirirken, Çerkes-Fed’in bir etkinliğine Rusya Konsolosluk temsilcisinin geldiğini, protokolde ağırlandığını, ayrıca karşısında Çerkesçe resital yapıldığını da hatırlamak lazım.

Mümtaz şahsiyet: İtham ediyorsun yalnız Sinef…

Sinef Kayan: Hayır, sadece tartışıyoruz. Temel problemimiz bu zaten; o kırılmasın, bu üzülmesin, o akraba, bu tanıdık diye toplumsal sorunlarımızı açık açık konuşamıyoruz. Haksız mıyım şimdi; Rusya ile ilişkiler konusunda Kaffed ne ise Çerkes Fed de Türkiye ile ilişkiler konusunda aynı değil miYa da resital olayı yaşanmadı mı? Bu yaşanmışlıkları teorik açıdan değerlendirdiğimizde,iki kurum da GONGO’ dur. Bunu en son Saray’da yapılması planlanan ödül töreni garabetinde de görmedik mi? Ya da kurum yöneticilerinin siyaset yapma çabalarında ve Çerkes-Fed’in yaptığı açıklamalarda kullanılan devletçi dilde? Bunlar iyi niyetli çabalar da olabilir belki ama sizi STK olmaktan çıkartır ve topluma bir faydası olmaz. Devlet ile girdiğiniz bu tarz ilişkiler, sizi bir süre sonra devletin aparatı haline getirir. Yapacağınız her işte “devlet ne der” diye düşünürsünüz.

Nejat Baykuş: Ne yani, devletin yasalarını dikkate almayacak mıyız? Ne demek bu şimdi Allah aşkına?

Sinef Kayan:  Yasaları dikkate alacaksınız, devleti değil. Yasaların size tanıdığı hakları kullanırken, devlet ya da siyasiler ne düşünür diye hareket etmeyeceksiniz. Ayrıca temel haklar konusunda da devleti zorlayacaksınız yasaların değişmesi için; STK budur. Yoksa ya hemşeri derneği olacak, siyasetten uzaklaşacaksınız ya da GONGO olarak anılacaksınız.

Mümtaz şahsiyet: Tartışma hararetli bir hal aldı ancak alanımız da daralıyor. Onun için konuyu biraz yumuşatalım ve mevcut kurumlarımızın faaliyetlerini değerlendirerek devam edelim.

Nejat Baykuş: Mevcut kurumlarımızın faaliyetleri genel olarak dans ekipleri üzerinden gençleri bir araya getirip, senede bir veya iki gösteri yapmak ve zaman zaman dil kursları açmaktan ibaret. Bunlar yeterli mi, tabi ki değil. Ya da bu yapılanlar hakkını vererek yapılıyor mu tartışılır, tartışılmalı da. Ben genel atmosfere baktığımda, kurumların genelde kültürel faaliyetler ile meşgul olduklarını görüyorum.

Raşit Yavaş: Dans grupları bizi görünür kılmak ve bir grup genci bir arada tutmak dışında bir işe yaramıyor bence. Bunlara belki el işi kursları gibi yine kültürel faaliyetleri ekleyebiliriz. Ancak Çerkeslerin dertlerini anlatacak, onları görünür kılacak sokak etkinliklerine de yönelmeliyiz. Biz mesela her ayın 21’inde yaptığımız soykırım eylemlerine, kurumlarımızdan yeterli desteği göremedik. Bir gösteri olduğunda toplanan binlerce kişiden yüzde onu bile katılmadı eylemlerimize. Hatta birçok kurum yöneticisi, eyleme katılmak isteyen üyelerini vazgeçirmeye çalıştı. Sadece kahvaltılar ve dans ekipleri ile bir toplumun sorunlarını nasıl çözmeyi planlıyorlar, çok merak ediyorum açıkçası…

Murat Özhan: Derneklerin faaliyetlerini sadece dans ekiplerine ve kültürel faaliyetlere indirgemek haksızlık olur kanaatimce. Her kurum kendi bölgesinde elinden geldiği, imkânlarının yettiği kadar sosyal, kültürel ve siyasal faaliyetlerde bulunuyor.  Dansı da küçümsememek lazım. O çalışmalar sayesinde derneğin kapısından geçmeyen gençler derneklere geliyor. O gösteriler sayesinde devlet yetkilileri ile ilişkiler kuruluyor ve birçok sorun çözülüyor. Ayrıca seçim dönemlerinde Çerkes adayların desteklenmesini ve siyasetçilere çeşitli taleplerin iletilmesini de bu anlamda sayabiliriz ya da çok eleştirilse de Rusya ile ilişkiler, en azından Kaffed adına yapılan diplomatik çabalar sayesinde kuruluyor. Zaman zaman yapılan konferans ve seminerleri de bu çalışmalara ekleyebiliriz veya 21 Mayıs anlamalarını. Bunlar tabi ki eksiktir. Ancak birçok kurumun imkânları sınırlı.

Bu arada Raşit Bey, etkinliklerinize diğer kurumların katılmamasında sizlerin, özellikle sosyal medyada her önünüze geleni hain ilan etmenizin etkisi olabilir mi, bence bunu bir düşünmelisiniz. Sonuçta 21 Mayıs konusunda bir rezervimizin olmadığını anlatmama gerek yok. Mesele sizin üslup ve tarzınız ile ilgili olabilir. 

Raşit Yavaş: Siz bahaneler üretin sürekli, biz tek başımıza da kalsak bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Çerkes milliyetçiliğini ve Çerkeslerin uluslaşma sürecini durdurmaya kimsenin gücü yetmeyecek, bunu böyle bilin.

Murat Özhan:  O dediğiniz mücadele uzun yıllardır veriliyor zaten Raşit Bey, lütfen sakin olun. Seçim mitinginde değilsiniz, ciddi bir tartışma yürütüyoruz burada. Sanki sizin tekelinizdeymiş gibi Çerkesler için mücadele etmek…

Mümtaz Şahsiyet: Biraz sakin olur musunuz beyler. Derneklerin faaliyetlerini değerlendiriyorduk, konu nerden buraya geldi ben de anlamadım.

Nejat Baykuş: Biz Çerkesiz Mümtaz Şahsiyet. 4 Çerkesi bir araya getirdin, sonra da kavga etmeyin diyorsun. İşin şakası bir tarafa, bence de konuyu fazla dağıtmadan ilerlersek daha faydalı olacak. Derneklerde eksik gördüğüm bir konuya değinerek devam edeyim ben isterseniz. Kafkasya’ya yönelik bir tahayyülümüzün olmadığını düşünüyorum ben. Daha önceden Birleşik Kafkasya ve dönüş diye iki farklı siyasi ekol vardı. Ancak şu anda dönüş siyasi perspektifini büyük ölçüde yitirdi ve bireyselleşti. Birleşik Kafkasya ise hala var ancak yeterli güçte değil. Şu durumda, gençlerimizin gündemini oluşturacak siyasi perspektif sorunumuz var Kafkasya’ya yönelik. Bu konuda derneklerimizin neredeyse tamamında bir sessizlik hâkim. Bu bence büyük bir eksiklik.

Mümtaz Şahsiyet: Sen yine sessiz kaldın Sinef. Sanırım sessiz at misali dinliyorsun.

Sinef Kayan: Yok estağfurullah.Aslına bakarsanız, ben konunun neresinden tutacağımı şaşırmış durumdayım çünkü birçok kavramdan anladıklarımız oldukça farklı. Çerkes milliyetçiliği ve ulusçuluğu gibi tüylerimi diken diken eden kavramlar da telaffuz edildi ama bu konuya şimdilik girmeyeceğim tartışmayı daha fazla dağıtmamak adına.

Şöyle başlayayım; mesela kültürel faaliyet diyoruz, sonra ekiplerden bahsediyoruz. Bana sorarsanız ekipler daha çok sosyal faaliyet konusu. Kültür dediğimiz şey, günümüzde biraz daha yeni olan ve biriken ile alakalı. Biraz sert bir yorum olacak belki ama ortada biriken bir kültürel çabadan bahsetmek biraz zor gibi. Örnek üzerinden gideyim. Siz, rahmetli Musa Ramazan ve Elbruz Gaytaoğlu’nundiasporaya taşıdığı -ki dönem itibariyle eşsiz çabalardır- Kafkas esintili sovyetik danslara bizim kültürümüz diyorsanız, oldukça ciddi bir sorunumuz var demektir. Görüyorum ki öyle diyoruz. Ya da hala dans gösterilerinde 1990 model İslamey müziklerini kullanıyorsak, ortada üretim namına bir şey yok demektir. Köylerde kalmış ve unutulmuş dansları bulup, ortaya çıkartıp bunu sahneye taşıyabiliyor olsaydık, bir üretimden bahsedebilirdik.  Ya da otokton halk müziklerini Çerkes olmayanlara da hitap edecek şekilde sunabiliyorsanız, bir kültürel birikimden bahsedebiliriz. Hatta muhafazakârlığı bir kenara bırakıp, Çerkes müziklerine Türkçe ya da İngilizce sözler yazıp dinletebiliyorsanız kamuya, o zaman kültürel bir üretimden bahsedebiliriz. Bu konuda hemen aklıma Kazım Koyuncu ve Ahmet Kaya geliyor. Kültür konusu oldukça geniş bir konu, sadece müzik ve dans ile de sınırlı değil. Neyse kusura bakmayın, bu konuda çok dertli olduğum için uzattım biraz. 

Derneklerin diğer faaliyetleri ile ilgili de ilk baştaki STK, GONGO ayrımını hatırlatayım şimdilik. Son olarak bir de “etkinliklere katılınmıyor, derneğe gelen yok, sorumluluk alan yok, eylemlere katılım düşük vb.”  eleştirisini yapan tüm kurumların sorması gereken sorunun “neden gelmiyorlar”  değil de  “neden getiremiyoruz” olması gerektiği kanaatindeyim.  Halka kızarak onları motive eden bir anlayış çok garip olmuyor mu sizce de?

Murat Özhan: Bilmiş bilmiş konuşuyorsun da Sinef, ne yapalım? Senin önerilerin neler? Bizim elimizden gelenler bunlar, buyrun gelin siz daha iyisini yapın. Gençlere her zaman açık bu kurumların kapısı. O senin beğenmediğin dans gruplarında yüzlerce genç var zaten.

Sinef Kayan: Dans gruplarını beğenmiyor değilim, çarpıtmayalım lütfen. Sadece eleştiriyorum. Bir sürü dostum, arkadaşım var o gruplarda ter döken, yanlış anlamalarını istemem. Yine aynı noktaya gelmemiz de garip aslında. “Neden gelmiyorsunuz?” diyorsunuz; “niye getiremiyoruz” sorulması gereken soru. Yönetici olan sizsiniz. Bir de bu dernekler bu kadar iyiyse, niye bir arpa boyu yol alamıyor bu toplum da sürekli eksikliklerimizi konuşuyoruz Murat Bey?

Mümtaz şahsiyet: Tartışma yine kişiselleşiyor, alanımız da hızla daralıyor. Son olarak, hepinizden dernek faaliyetleri ile ilgili önerilerinizi alayım kısaca. 

Nejat Baykuş: Ben mevcut faaliyetleri değerli buluyorum ancak biraz önce de dediğim gibi; Kafkasya’ya yönelik, gençleri bilinçlendirecek faaliyetlerin ciddi bir eksiklik olduğu kanaatindeyim.

Raşit Yavaş: Ben siyasetin en büyük eksiklik olduğunu düşünüyorum kurumlarda. Yöneticilerin sokaktan korkmaması gerektiği kanaatindeyim. “Çerkeslerin uluslaşma mücadelesi” ve “Çerkes milliyetçiliği” engellenemez bir yola girmiştir. Kurumların buna ivedilikle destek vermesi gerekir.

Sinef Kayan: ‘Allah bizi Çerkes milliyetçiliğinden ve ulusalcılık hastalığından korusun’ diyeceğim, Raşit Bey kızacak. Şimdilik bu konuyu es geçelim en iyisi ama bu söylemin ciddi bir sorun oluşturduğu notunu da düşeyim.

Çerkes kurumlarının bence hangi alanlarda mücadele edecekleri konusunda netleşmeleri gerekiyor. Sosyal ve kültürel faaliyetler konusunda ilerlemeleri bence daha sağlıklı olacaktır çünkü kurumların gerek kuruluş saikleri, gerekse sosyal ilişkiler üzerinden örgütlenmeleri, bir kimlik siyaseti inşa etmelerini mümkün kılmıyor. Sürekli savrulan ve ne dediği belli olmayan bir siyaset anlayışı da topluma faydadan çok zarar veriyor. Son olarak, genç ve nitelikli bireylerin önünün açılması gerekiyor ki bir yeniden bahsedebilelim. Bu konuda bazı Anadolu derneklerinde olumlu örnekler var aslında. Bırakın gençlere dernekleri, dernek duvarlarını yıkmayı da toplumsal sorunları kamusallaştırmayı da farklılıklar ile anlaşmayı da emin olun çok daha iyi yapacaklardır. Yeter ki her işlerinde önlerine kültürel ve sosyal barajlar inşa etmeyin. Siyaseti kim yapacak derseniz; mevcut kurumların sınırlarının dışına çıkabilmiş yeni örgütlenmeler inşa edebilir ancak yeni bir diaspora siyasetini.

Raşit Yavaş: Siyaseti siyasi parti yapar yani Sinef, öyle değil mi? Bu konuda anlaşabilmek ne güzel. Seni hemen bizim partiye üye yapalım.

Sinef Kayan: Onu demediğimin farkındasınız sanırım Raşit Bey. Bence bu tartışmayı da erteleyelim…

Murat Özhan: Alanımızı daha fazla zorlamamak adına, ‘Derneklerin ekonomik problemlerini çözdüğü, Çerkes kültürünü yaşatmak konusunda daha çok faaliyet yapabildiği, dilimizi yeni nesillere aktarmak konusunda kurumsal çabaların arttığı, Anavatan ile ilişkilerin geliştiği ve gençlerin daha bilinçli olarak derneklerde yer aldığı bir döneme kısa zamanda ulaşırız umarım.’ diyerek bitireyim ben.

Mümtaz şahsiyet: Hepinize katıldığınız için çok teşekkür ederim. Ben kendi adıma çok faydalı bir tartışma olduğu kanaatindeyim. Umarım okuyucularımız da bu tartışmadan memnun kalmışlardır. Önümüzdeki sayılarda yeni gündem başlıkları ile yeniden karışınızda olacağız. Görüşmek dileğiyle, şimdilik hoşçakalın…