Söyleşi: Valeri Hatajuko

Kabardey Balkar Cumhuriyeti İnsan Hakları Derneği Başkanı Valeri Hatajuko ile, yakından takip ettiği RuslanGuaşev davasını ve mahkeme sürecinde yaşananları, Kabardey Balkar’daki toprak sorununu, Anadil Eğitimi’ndeki son gelişmeleri Mızağe için konuştuk.

Ruslan Guaşev davasını İnsan Hakları Derneği olarak yakından takip ediyorsunuz. Şu an geldiğimiz aşamada hukuki süreç ile ilgili son durum nedir?

RuslanGuaşev olayı ile ilgili Rusya’da açılan bütün davaları kaybediyoruz. Son olarak Krasondar bölgesindeki mahkemeye başvuruda bulunduk. Büyük bir ihtimalle  Lazerevsk’deki mahkemenin verdiği karar orada da geçerli olacak. Rusya’daki bütün mahkemelere başvuru yaptıktan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuracağız.

Rusya yasalarına göre dahi suç olmayan bir işlemden dolayı ceza verilmesi gibi bir durum sanırım karşı karşıya olduğumuz…

Rusya Federasyonu kanunlarına göre, dini ritüeller ve etkinlikler düzenlemek için özel bir izin alınması gerekmiyor. Bu tür etkinlikler halka açık olarakkabullenilmediği için, yapılacağı yer ya da katılımcıların kaç kişi olacağı ile ilgili devlete haber verilmesi gerekli değil. 

Buna benzer etkinlikler Rusya’da her yıl düzenleniyor. Örnek olarak, İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıç tarihi olan 22 Haziran’da yapılan etkinlikleri gösterebiliriz. Her 22 Haziran’da, Rusya içinde birçok yerde anma etkinlikleri düzenleniyor, mumlar yakılıyor, anıtlar, mezarlar ziyaret ediliyor ve Rusya’da  yaşayanlar tarafından bu acı ve üzüntü verici günleri anmak bir vatan borcu olarak kabul ediliyor.

RuslanGuaşev davasında ise, Krasnodar bölge yönetimi 21 Mayıs anma etkinliğinin (Guaşev’in dua ettiği etkinlik) izin alınmadan gerçekleştirilen halka açık bir etkinlik olduğunu iddia ediyor ancak görüldüğü gibi böyle bir izne gerek yok.

Ruslan’ın açlık grevine başlaması ile birlikte hem diasporada hemde Kafkasya’da ciddi bir tepki oluştu. İnsanların bu şekilde mobilize olmaları ve olaya tepki göstermelerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kıyı Boyu Şapsığ bölgesinde, 21 Mayıs Anma Etkinliği sebebiyle yaşanan olayların idari sorumluluğunun RuslanGuaşev’e bağlanması, sadece Çerkesler arasında değil, tüm Kuzey Kafkasya’da şiddetli bir reaksiyona sebep oldu. Krasnodar bölge yetkililerinin Çerkesler için trajik bir tarihe bu şekilde kaba ve düşüncesizce yaklaşması, onların onurlarına ve kişisel hassasiyetlerine bir hakaret olarak algılandı.


Mahkeme süreci başladıktan sonra yaşananlar da tepkileri artırdı. Örneğin, 18 Temmuz’da Krasnodar’da gerçekleşecek mahkeme öncesinde, Soçi Lazerevsk bölgesi kolluk kuvvetleri ve yargı organlarının kanun dışı ve kaba davranışları sonucu Ruslan kalp krizi geçirdi ve operasyonla kalbine stent takıldı. 


Bildiğiniz gibi RuslanGuaşev, bu yaşananların ardından 11 Eylül tarihinde, kanun dışı kovuşturmayı protesto etmek amacıyla süresiz açlık  grevine başladı. Süreç içerisinde sağlık durumu gün geçtikçe kötüleşiyordu. Ruslan’ın başladığı açlık grevi trajik bir şekilde sonuçlanabilirdi yani O ölebilirdi. Neyse ki böyle bir durum yaşanmadı.    

Mahkeme günlerinde, Ruslan’ın ve diğer destekçilerinin mahkemeye ulaşmalarının önüne geçmek için bir sürü engel çıkarıldı. Siz sürecin sürekli içindeydiniz. Tam olarak neler yaşandı mahkemenin olduğu günler?

Öncelikle şunu söylememiz lazım; eğer Rusya Federasyonu adalet sistemi biraz da olsa bağımsız olsaydı, böyle bir durum yaşanmayacaktı. En çok tepki ve öfkeye sebep olan olay; yaşlı ve hasta olan, ayrıca bir bacağı ampute edilmiş biri olarak RuslanGuaşev’in, üstelik o gün teyzesinin cenazesinin olduğunu belirtmesine rağmen,  Lazerevks’dekimahkemeye zorla  ve fiziksel şiddet uygulanarak getirilmesi oldu. Bu arada RuslanGuaşev, teyzesinin cenazesinin olduğunu ve mahkemeye gelemeyeceğini daha önceden bildirmişti. Olaylar buna rağmen yaşandı.

Mahkeme karar verirken, Rusya yasalarını ve uluslararası hukuk normlarını dikkate almadı. İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi (Madde 9) ve Medeni Ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (Madde 18), kişinin dinini veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve kişinin dinini veya inançlarını bireysel olarak veya başkaları ile topluluk halinde, kamuya açık ya da özel olarak ibadet etme, öğretme, din ve dini ayinler üzerinde uygulama özgürlüğünü içerir.Rusya Federasyonu hukuk sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak da kabul edilen din ve vicdan özgürlüğü hakkı, bu şekilde uluslararası hukuki düzenlemelerle de garanti altındadır ancak bu hakların hepsi Guaşev davasında ihlal edildi.

Bunlara ek olarak, temyiz kararı iletilirken Lazerevsky Bölge Mahkemesi, Ruslan’ın anayasal hakkı olan profesyonel ve nitelikli hukuki yardım alma talebini de reddetti. Guaşev ve avukatı Dubrovina M.A.’nın mevcut durumu göz önünde bulundurarak yaptıkları mahkemeyi erteleme talebi de reddedildi.  Görevlendirilen avukat, tam olarak hukuki bir destek sağlayamıyordu çünkü olayı anlamak ve kavramak için verilen süre  yeterli değildi.

Özel harekat ve polis ekipleri RuslanGuaşev’in 5 Ekim’de Krasnodar’da gerçekleşen mahkeme oturumuna katılamaması için her şeyi yaptı. Guaşev’in ve kendisine eşlik eden arkadaşlarının araçlarını sebepsiz yere durdurup gözaltına aldılar. Krasnodar bölge yetkililerine ve kolluk kuvvetlerine bu konuda yaptığımız tüm itirazlar ve şikâyetler de sonuçsuz bırakıldı.

Bu şekilde engellemelerle mahkeme heyeti ve emniyet güçleri ne amaçladılar sizce? Bir provokasyon olduğunu avukatlar da söylediler. Peki, bu provokasyonlarla tam olarak ne amaçlanmış olabilir?

Bildiğiniz üzere 21 Mayıs, dünyadaki bütün Çerkesler tarafından Rus-Kafkas Savaşları’nda hayatlarını kaybedenler için anma günü olarak kabul ediliyor. Bu gün, Rusya Federasyonu’nun üç bölgesinde yani Kabardey Balkar, Adıgey ve Karaçay Çerkes’te de anılıyor. Ayrıca bu üç bölgede bu gün tatil ilan edilmiş durumda. Bu bölgeler dışında, Çerkeslerin az sayıda yaşadığı bölgelerde de bugün anma günü olarak kabul ediliyor. Çerkes diasporasında ise 21 Mayıs’larda çeşitli anma etkinliklerinin yanı sıra, mitingler ve yürüyüşler gerçekleştiriliyor.

Krasnodar bölgesi sınırları içerisinde yaşayan ve tarihi olarak bölgenin yerli halkı olan Şapsığlar da Kabardeyler ve diğer Adıge halkları gibi, Çerkes halkının alt etnoslarıdır. Bugün parçalanmış olan bu alt etnoslar, ortak bir geçmişe sahipler. 21 Mayıs günü  de rastgele seçilmiş bir tarih de değil. 21 Mayıs 1864 Rus-Kafkas Savaşları’nın bitiş tarihidir. 21 Mayıs 1864 tarihinde Kbaada’da (KrasnoyaPolyana) Rusya ordusu geçit töreni yaparak işgal sürecini sonlandırmıştır. Dolayısıyla bugün bizim için anma ve yas günüdür.


Rusya sınırları içerisinde 21 Mayıs’ı anmaya başladığımızdan beri, hükümet tarafından  etkinliklerimiz durdurulmaya çalışıldı. Çerkeslerin her türlü kültürel ve etnik çalışmasına tepki gösterildi. Son olarak, Kıyı Boyu Şapsığ’daki 21 Mayıs anmasında gerçekleşen olaylar ve RuslanGuaşev’in yaşadıkları da hükümet tarafından Çerkeslere uygulanan baskılardan biri olarak değerlendirilmelidir.

RuslanGuaşev olayına Kafkasya’da bulunan Xase’lerin ve DÇB’nin gerekli tepkiyi göstermedikleri düşünülüyor. Bölgeyi yakından takip edenler için çok da şaşılacak bir durum yoktu aslında. Bu konuda siz neler söylemek istersiniz?

Sizin bahsettiğiniz kuruluşlar, şu anda sadece kâğıt üstünde faaliyet göstermekteler  ve hükümetin sıkı kontrolü altındalar. Bunun kanıtı olarak, Kıyı Boyu Şapsığ’da gerçekleşen olaylardan sonra, bu kuruluşların hiçbir talepte ve tepkide bulunmadıklarını gösterebiliriz.

Mesela geçtiğimiz yıl 9 Aralık tarihinde, Krasnodar’abağlı  Lazerevsky’de Uluslararası Çerkes Derneği’nin (DÇB) Yürütme Komitesi bir araya geldi. Bu toplantıya Soçi’ninKrasnodar bölgesindeki idarecilerinden temsilciler de katıldılar. Bu toplantıda Uluslararası Çerkes Derneği yöneticileri, ne Kıyı Boyu Şapsığ’da yaşanan olaylar ne RuslanGuaşev’e yaşatılan zulüm ne de Şapsığların sorunları ile ilgili bir şey söylediler. Yaptıkları tek şey, bölge yöneticilerine Şapsığlara yaptıkları iyilikler sebebiyle teşekkür etmek oldu.

Uluslararası Çerkes Derneği’nin, Xase ideolojisiyle ya da 1990’lı yıllarda var olan örgütler ve yöneticiler ile hiçbir ilgisi yoktur. Bugünkü bütün yöneticiler yetkili makamlar tarafından yönlendirilirler. Xase bu anlamda resmi yöneticiler tarafından ele geçirilmiştir. Ayrıca bu kurumların sivil kamu kurumları olmadıklarını da belirtmek gerekir. Örneğin dernek organlarında gerekli yeterlilikte kişiler bulunmamaktadır. Gerçek şu ki normal şartlarda mevcut yöneticileri kimse seçmeyecektir ancak bu şartlarda yönetici olabilirler. Çerkesler adına konuşabilecek yeterlilikte ve yetkinlikte de değillerdir.

Bana göre Kıyı Boyu Şapsığ’da yaşananların temel sebebi, bugün Rusya sınırları içerisinde yaşayan Çerkesler adına konuşabilecek ve bu yaşananların siyasi olarak değerlendirmesini yapabilecek bir sivil toplum örgütünün olmamasıdır.

Görünen o ki RuslanGuaşev davası bir şekilde devam edecek. RuslanGuaşev’e ve haklı mücadelesine destek olmak için önümüzdeki süreçte neler yapılabilir?

Eminim ki – bugün Rusya’da meşru ve uygar yöntemleri kullanan ve Çerkeslerin çıkarlarını koruyan meşru organizasyonlar bulunmamasına rağmen – Ruslan Guaşev davasındaki sesimiz, hem dünyada hem de Rusya’da duyuldu. Bu durum, Çerkeslerin benzer olaylar karşısında derhal harekete geçerek organize olabileceklerini de göstermiş oldu. Önümüzdeki sürecin tüm zorluklarına ve karmaşıklığına rağmen, herhangi bir provokasyona gelmeden, medeni ve yasal yollar kullanılarak devam ettirilmesi gerekiyor. Bu konuda sürekli ve tutarlı hareket etmeye devam edersek, adalet er ya da geç kazanacaktır, buna sonuna kadar inanıyorum.

Şunu da unutmamalıyız; Rusya devlet yetkilileri ve demokratik kamuoyu arasında, Çerkeslere yöneltilen benzer provokasyonların çok uluslu Rusya için kabul edilemez olduğuna inanan etkili güçler de var. Çerkes sorununun çözümü konusunda onlara da güvenmemiz gerekiyor. 

RuslanGuaşev’i açlık grevi esnasında ziyaret edip, sosyal medya üzerinden kendisine desteğini açıklayanlardan birisi de eski Kabardey Balkar Cumhuriyeti Devlet Başkanı Arsen Konokov oldu. Bu ziyaretin ardından, Konokov’a ait işyerlerinde yangınlar çıktığını okuduk basından. Bu ziyaret ile ilişkili olabilir mi bu yangınlar sizce?

RuslanGuaşev davası sürecinde, bizler defalarca Adige cumhuriyetlerinin liderlerinden, senatörlerden ve Rusya parlamentosu milletvekillerinden bu sorunun çözülmesi için yardım istedik. Bu taleplerimizde de şunu belirttik; “Şapsığlar Çerkes kimliğinin içerisindedir. Rusya içerisinde onların haklarını savunacak resmi bir birim yok. Bu durumda Adige Cumhuriyetleri yöneticileri, senatörler ve milletvekilleri, Sapsığların haklarını ve meşru çıkarlarını korumak için mümkün olan her şeyi yapmalıdırlar.”

Ancak bizim bu çağrılarımız, şu anda Kabardey Balkar Senatörü olan Arsen Konokov dışında yanıtsız bırakıldı. Konokov alenen, Krasnodar Bölge yetkililerinden sorunun çözülmesi için talepte bulundu. Ayrıca Kıyı Boyu Şapsığların sorunlarını da bu süreçte gündeme getirdi. Uluslararası ilişkiler açısından sorun yaşanmaması için de Rusya kanunları çerçevesinde çaba sarfetti. Bence Arsen Konokov’un yaptıkları saygı ve desteği hak eden cesurca davranışlardı.

Bu olayların ardından, kendisine ait alışveriş merkezlerinde çıkan yangınların, bu tutumuyla ilgili olduğuna dair elimde yeterli bilgi yok şahsen.

Bu süreçte Çerkes diasporasının yeterince aktif olduğunu düşünüyor musunuz?

Bence Türkiye Çerkes diasporası bu olaylara derhal tepki gösterdi ve tutumunu Rusya liderlerine iletmek için çalıştı. Diaspora, Çerkesleri ilgilendiren bir sorun olduğunda bilmeli ki Rusya yurttaşları, Rusya yasalarına ve uluslararası hukuk normlarına uymak zorundadır.

RuslanGuaşev’in başına gelenlerin ardından Kıyı Boyu Şhapsığ bölgesi ve bölgede yaşayan Çerkeslerin sorunları tekrar gündem oldu. Siz 1990’lı yıllardır beri bölge sorunlarıyla ilgileniyorsunuz. Şu anda Kıyı Boyu Şapsığ’daki Çerkeslerin sorunları nelerdir?

Hiçbir zaman unutmamak gerekiyor ki Kıyı Boyunda yaşayan Sapsığlar, Çerkeslerin bir parçasıdır. 1864 yılı öncesinde, bölgede 300 ila 500 bin arasında nüfusları vardı. 1864 sonrasında, Osmanlı İmparatorluğu’na sürgüne gönderildiler. Şu anda bölgede en fazla 10 bin Şapsığ yaşıyor ve çıkarlarını koruyacak bir ulusal hükümetleri yok.

İkinci Dünya Savaşı öncesinde,  bölgede bir idari yapılanma vardı ve sorunlarını gündeme getirebiliyor hatta çözebiliyorlardı. 1945’te bu yapı kaldırıldı. 1985’de, Prestroyka ile birlikte Sapsığ ulusal hareketi ortaya çıktı ve bölgenin yeniden yapılandırılması için çaba harcadı. 1991 yılında, Rusya Federasyonu üst kurulu Şapsığ Ulusal Bölgesi’nin kurulmasına ilişkin bir kararı kabul etti. Fakat Krasnodar bölge yetkilileri bu karara uymayı reddetti ve karar iptal edildi. Bugünkü Şapsığ Xase o gün Krasnodar Bölge yöneticileriyle siyasi bir anlaşmaya vardı ve Ulusal Sapsığ Bölgesi kurulması fikrinden vazgeçildi. Bu anlaşmaya göre, Krasnodar Bölge yöneticileri, Şapsığların Rusya’da yerli halk olarak tanınması için çalışacaklarına söz verdiler ancak yöneticiler bu konuda Şapsığları aldattılar ve hiçbir girişimde bulunmadılar. 

Krasnodar Bölge yöneticileri, yerli halk olan Şapsığların haklarını yerel kanunları kategorik olarak reddederekçiğniyorlar. Bir bakıma Şapsığları yerli halk olarak tanımak istemiyorlar. Uzun yıllar boyunca Kıyı Boyu Şapsığ’da kültürel programlar kısıtlandı. Anadilde eğitim ile ilgili sorunlar ya da devlet düzeyinde kültürel kimliğin korunması ile ilgili meseleler, herhangi bir şekilde çözülmüyor. Ayrıca benzersiz bir doğası olan bölgede en değerli ağaç türleri kesiliyor ve doğal hayat tahrip ediliyor. Tüm bunlar yaşanırken, yerli halk olan Şapsığlar ise yok sayılıyorlar.

Ben eminim ki bu sorunlar, Şapsığ Ulusal Bölgesi tekrar oluşturulmadan da çözülmeyecek.

Kabardey Balkar’da son günlerde toprak meselesi yeniden gündemde. Neler yaşanıyor tam olarak ve bu sorun nasıl çözülebilir sizce?

Kabardey Balkar’daki arazi sorununun temel sebebi, arazilerin büyük ve en değerli kısımlarının “dolandırıcılar” tarafından ele geçirilmiş olmasıdır. Yerleşim yeri sakinleri, hayatlarını devam ettirmek için neredeyse hiç toprak kullanamamaktadırlar. Bunun dışında Kabardey Balkar Cumhuriyeti, Rusya bütçesinden tarımı sübvanse etmek için yüz milyonlarca ruble destek aldı fakat bu kaynaklar şeffaf bir şekilde dağıtılmadı. Tarım ile uğraşan yerleşim yeri sakinleri, bu kaynaklardan hiçbir şekilde yararlanamadılar.

Bu önemli bir sorun ve toplumsal bir patlamaya sebep olabilir. Yerleşim yeri sakinleri ile kiracılar arasında defalarca çatışma yaşandı.

Biz halkın çoğunluğunun çıkarlarını önceleyerek, bu sorunun çözülebileceğine inanıyoruz.  Bu araziler, yerleşim yeri sakinlerinin özel mülkiyetlerine devredilmelidir. Ancak yetkililer, şimdiye kadar bu önemli konuda herhangi olumlu bir adım atmış değiller.

Çerkesçe eğitim konusu da gündeme geldi son aylarda. Belli sınıflarda Çerkesçe eğitimin kademeli olarak kaldırılacağı söyleniyor. Bu yeni bir durum da değil aslında, dil eğitimindeki problemler ve sürekli bir geri gidiş zaman zaman gündeme geliyor. Neler yaşanıyor son dönemde?

Kasım ayında  “Etnik İlişkiler Konseyi” toplantısında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, anadil öğretiminin gönüllü olması gerektiğini ilan etti. Biz buna kesinlikle katılmıyoruz. Böyle bir karar gerçekten hayata geçirilirse, Rusya halklarının kültürlerinde onarılmaz yaralara sebep olacak ve sonuç olarak bu uygulama, asimilasyonun sebeplerinden biri haline gelecek. Bizler, el birliği ile tüm yasal haklarımızı kullanarak buna karşı direnmeliyiz, direnmek zorundayız.

Her şeyden önce bizler, Rusya hukuk sisteminin ve uluslararası hukukun anadilde eğitim hakkını garanti altına aldığına ve devletin bunun için gerekli tüm şartları sağlamakla yükümlü olduğuna dikkat çekmeliyiz. Ayrıca şunu da hatırlatmak isterim ki Rusya’yı oluşturan cumhuriyetler, halkların kendi kaderini tayin etme hakkı çerçevesinde şekillenen yapılardır ve halkların dil, kültür gibi konularda çıkarlarını korumakla ve sorunları çözmekle sorumludurlar. Kuruluş gayeleri budur.

Şurası açık ki anadillerin korunmasına ilişkin sorunlar, tüm halkların birlikteliği ve birbirlerini desteklemeleriyle çözülebilir ancak.

Son olarak, Kafkas Dernekleri Federasyonu Başkanı Sayın Yaşar Aslankaya’nın, Rusya’ya alınmaması ile ilgili, siz de İnsan Hakları Derneği olarak çeşitli girişimlerde bulundunuz. Bir gelişme var mı sizin yürüttüğünüz girişimlerde?

Yaşar Aslankaya, Türkiye’de en büyük Çerkes organizasyonunun (Kaffed) başındaki isim. Yaşar Aslankaya,Kaffed’in üyesi olduğu Uluslararası Çerkes Derneği’nin XI. Konferansına ve 20 Eylül 2016’da yapılacak olan Adıge Günü kutlamalarına katılmak için Kabardey Balkar’a geldi. Bu esnada Rusya Federasyonu Göçmenlik Hizmetleri tarafından, Yaşar Aslankaya’nın 2020 yılına kadar tarihi vatanına girişi yasaklandı. Bu karar kendisine, 21 Eylűl 2016’da Nalçik şehri havalimanında sınır muhafızları tarafından bildirildi.

Bu yaşananlar üzerine Kaffed yönetimi, Yaşar Aslankaya’nın sınır dışı edilmesini kınadı ve Uluslararası Çerkes Derneği ile olan ilişkilerini askıya aldığını açıkladı. Bu yaşananlar, Kuzey Kafkasya’da ve dünyanın dört bir yanında yaşayan diasporada bir öfke ve eleştiri dalgasına sebep oldu. Bu olayı takip eden birçok uzman ve kamu görevlisi, Yaşar Aslankaya gibi Rusya tarafından da tanınan birinin sınır dışı edilmesinin kimin yararına olduğunu anlayabilmiş değiller. Rusya Anayasası ve federal yasalar uyarınca, diğer ülkelerde yaşayan Çerkesler, Rusya vatandaşı sayılıyor. Dolayısıyla anayasaya göre Türkiye’de yaşayan Çerkesler de yurt dışında yaşayan Ruslar gibi Rusya vatandaşıdırlar.

Çerkeslerin Rusya vatandaşı olarak görülmemelerinin, Rusya’nın nesnel çıkarlarına aykırı olduğunu net bir şekilde görüyoruz ancak Rusya’da bazı yöneticiler bunu böyle görmemekte ısrar ediyorlar. 

Tarihsel bellekte yaşayan olayların hala canlı olmasına ve Rus-Kafkas Savaşı’nın ardından Osmanlı İmparatorluğuna zorla gönderilmelerine rağmen, Çerkeslerin hala anavatanlarıyla kültürel ilişki içerisinde olmak istediklerini biliyoruz. Sonuç itibariyle, dil ve kültürün yaşatılabilmesi için anavatan vazgeçilmez bir nokta.

Türkiye Çerkes diasporası, Türkiye’nin toplumsal ve politik yaşamına entegre olmuş durumda ve muazzam bir etkiye sahip. Bu kaynak, Rusya ve Türkiye arasında karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi için devreye sokulmalı ve Çerkeslerin tarihi, vatanlarıyla ekonomik ve kültürel ilişkiler içerisinde olması için çaba harcanmalı. Bu, Çerkes diasporasını da güçlendirecek bir durum ortaya çıkartır.

Ancak Yaşar Aslankaya örneğinde olduğu gibi, bu tarz davranışlar ve yasaklamalar, ilişkilerin gelişmesi için olumsuz etki yaratıyor.

Bizler Aslankaya’nın anavatanına girişinin yasaklanması ile ilgili olarak İnsan Hakları Merkezine Federal Kolluk Kuvvetlerine, Türkiye’deki Rusya Büyükelçisine, Rusya’da ve Uluslararası alanda faaliyet gösteren insan hakları örgütlerine ve Kuzey Kafkasya liderlerine (Adıgey, Kabardey Balkar, Karaçay Çerkes) yazılar yazarak bu yasağın kalkması için çağrıda bulunduk.